a
Ana SayfaLâsiyyemalar67. Ey aziz arkadaş! Cenab-ı Hakk’ın şu tasarrufatından ve şuunatından anlaşıldı ki…

67. Ey aziz arkadaş! Cenab-ı Hakk’ın şu tasarrufatından ve şuunatından anlaşıldı ki…

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ey aziz arkadaş! Cenab-ı Hakk’ın şu tasarrufatından ve şuunatından anlaşıldı ki arz meydanında yapılan nebati haşirler ve neşirler ve sair içtima ve iftiraklar maksud-u bizzat değildir. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Şuunat: İşler / Nebati haşir: Kışın ölen bitkilerin baharda tekrar icad ve ihyası / Neşir: (Dirilttikten sonra etrafa) Yayma / İçtima: Toplanma / İftirak: Ayrılma / Maksud-u bizzat: Bizzat kastedilen)

Gözümüz önünde her vakit haşrin ve neşrin binler numunesi gözükmektedir. Mesela:

– Kışın ölen nebatat ve bir kısım hayvanat baharda kısmen aynen ve kısmen mislen yaratılır.

– Uyku ile insanlar öldürülür, sabah tekrar diriltilerek neşredilir.

– Bulutlar semada toplanır, sonra dağıtılır ve sonra tekrar bir araya getirilerek haşrin numuneleri gösterilir.

– Kışın ölen ağaçlar baharda cennet hurileri tarzında süslenir ve onlara hayat verilir.

– Bazı hayvanlar kış boyunca uyutulur yani bir nevi öldürülür, sonra bahar geldiğinde tekrar diriltilir.

– Her gün, gecenin gelmesiyle öldürülür ve ertesi sabah tekrar yaratılır.

– Hatta hayalen kendimizi bin sene evvel farz etsek, sonra zamanın iki cenahı olan mazi ile müstakbeli birbirine karşılaştırsak; asırlar, günler adedince haşrin ve neşrin misallerini ve numunelerini görebiliriz.

Bütün bu nebati ve hayvani haşir ve neşirler ve diğer içtima ve iftiraklar maksud-u bizzat değildir. Bunların içinde başka bir mana ve başka bir gaye vardır.

Üstadımız bunun böyle olması gerektiğini şöyle izah ediyor:

Çünkü öteki âlemin meydan-ı kebirinde yapılan o büyük ve mühim ihtifaller ile kısa bir zamanda yapılan şu cüz’î gayr-ı sabit bu semereler arasında münasebet yoktur. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Meydan-ı kebir: Büyük meydan / İhtifal: Merasim / Gayr-ı sabit: Sabit olmayan / Semere: Meyve)

Şu dünya ile ahireti kıyas etsek, dünya ahirete kıyasla anne karnına benzer. Evet, ahiret dünya olsa, şu dünya ancak bir anne karnı olur.

Anne karnında yapılan faaliyetler ile dünyada yapılan faaliyetler arasında ne kadar fark varsa, ahiret âlemlerinde yapılacak faaliyetler ile de bu dünyada yapılan faaliyetler arasında o kadar fark vardır; aralarında hiçbir münasebet yoktur.

Şu dar ve fâni dünya, ahiret âlemlerinde gözükecek faaliyet-i acibenin değil milyonda birine, milyarda birine bile mahal olabilecek bir kabiliyette değildir. Yine dünyanın cüzî ve gayr-ı sabit semereleri ile ahiretin meydan-ı kebirinde yapılacak büyük ve mühim ihtifaller arasında hiçbir münasebet yoktur.

— Peki, bu hâl ve vaziyet neyi ispat eder?

El-cevap: Şu kaziyeyi ispat eder:

Ancak bu cüz’î semereler, birtakım misal ve numunelerdir ki bunların suret ve neticelerine o mecma-ı kebirde muameleler tatbik ve icra edilsin. Demek, bu fâni şeylerin suretleri o âlemde baki semereleri meyve verecektir. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Mecma-ı kebir: Büyük toplanma yeri (haşir meydanı) / Semere: Meyve)

Evet, her şeyimiz kaydediliyor ve bu kayıtlara göre bir muhasebe eleğinden geçirileceğiz. Şu fâni fiillerimiz baki meyveleri netice verecek. İşlediğimiz amellere göre bir muameleye tabi tutulacağız.

Sadece bizim amellerimiz de kaydedilmiyor; her şey kaydediliyor. Bu kaydın sebebi de şudur:

Bu âlemde gösterilen fâni ve zâil hâller, o âlemde baki ve daimî semereler verecek. Bu baki semerelerin bir tanesi, ehl-i cennete ebedî manzaralar olmasıdır. Nasıl ki filmlerde geçmiş zamanı seyredebiliyoruz; aynen bunun gibi, ehl-i cennet de manevi sinemalarda dünyanın her anını seyredebilecek.

Bir düşünün:

– Kâinatın yaratılışını seyrediyorsunuz. Hem de filmini değil, gerçeğini… Belki de bu sinema üç boyutlu, içine girip yaşıyorsunuz.

– Hz. Musa’nın, asasını yere attığını ve asanın yılan olup diğer asaları yuttuğunu seyrediyorsunuz.

– Hz. İbrahim’i ateşe atılırken seyrediyorsunuz.

– Hz. Bilal’i kızgın kuma yatırmışlar, üzerine bir kaya koymuşlar; onu dinden dönmeye davet ediyorlar. O “Ehad, Ehad, Ehad…” diyor; bunu seyrediyorsunuz.

– Bedir’i, Uhud’u seyrediyor; Peygamberimiz (a.s.m.)’ın hicretinde onunla beraber adım atıyorsunuz…

Yani âlemin neresini, hangi zaman diliminde görmek istiyorsanız, o kaseti takıyor, içine girip izliyorsunuz. Tabii biz nakıs fikrimizle ahiretin sinemasını bu kadar hayal edebiliyoruz. Acaba o sinema nasıl bir sinemadır ve izlerken nasıl bir keyif alınır, bunu ancak cennete gidersek anlarız!

Mütalaasını yaptığımız son bölümü bir de şöyle izah edelim:

Ancak bu cüz’î semereler -yani şu âlemdeki bütün fiiller, hâller, faaliyetler ve neticeler; insana ait olsun, hayvanata veya nebatata ait olsun ya da cemadata ait olsun- birtakım misal ve numunelerdir ki -yani bunlar maksud-u bizzat olmayıp sadece misal ve numunelerdir ki- bunların suret ve neticelerine -yani bu fiillerin kopyaları alınır ve neticeleri muhafaza edilir ve buna göre- o mecma-ı kebirde muameleler tatbik ve icra edilsin -yani o mahşer meydanında güzel amellere mükâfat, kötü amellere ceza verilsin ve âlemin kaydedilen bütün vaziyetleri ehl-i cennete baki manzaralar olsun-. Demek, bu fâni şeylerin suretleri o âlemde baki semereleri meyve verecektir -yani burada fâni amellerimiz o âlemde baki meyveler verecek. Burada Elhamdülillah deriz, orada Elhamdülillah yeriz. Yani bu zikrin meyvesini ebedî bir şekilde yeriz. Burada kötü sözler söyleyen de zakkum-u cehennem yer. Her amelimiz o âlemde tecessüm edecek, baki bir şekle dönecek. Ya cennette bir cennet nimeti olacak ya da cehennem de bir cehennem azabı olacak. İnsanın amelleri gibi, dünyevi diğer fâni manzaralar da kaydedilir ki ehl-i cennete ebedî film ve manzaralar olsun. Ve bunlar gibi daha birçok baki meyveler versin-.

Bu delili daha detaylı bir şekilde 64. dersimizde mütalaa etmiştik. Dilerseniz bu dersi tekrar okuyabilirsiniz.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ey aziz arkadaş! Cenab-ı Hakk’ın şu tasarrufatından ve şuunatından anlaşıldı ki arz meydanında yapılan nebati haşirler ve neşirler ve sair içtima ve iftiraklar maksud-u bizzat değildir. Çünkü öteki âlemin meydan-ı kebirinde yapılan o büyük ve mühim ihtifaller ile kısa bir zamanda yapılan şu cüz’î gayr-ı sabit bu semereler arasında münasebet yoktur.

Ancak bu cüz’î semereler, birtakım misal ve numunelerdir ki bunların suret ve neticelerine o mecma-ı kebirde muameleler tatbik ve icra edilsin. Demek, bu fâni şeylerin suretleri o âlemde baki semereleri meyve verecektir. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

 Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin