a
Ana SayfaReşhalar7. Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki damar ve kökleri, enbiyanın esasat-ı semâviyesidir. Dal ve budakları…

7. Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki damar ve kökleri, enbiyanın esasat-ı semâviyesidir. Dal ve budakları…

“Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâm kimdir?” sorusuna verilen cevabın dokuz maddesini mütalaa etmiştik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki damar ve kökleri, enbiyanın esasat-ı semâviyesidir. Dal ve budakları, evliyanın maarif-i ilhamiyesidir. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(Şecere: Ağaç / Maarif-i ilhamiye: İlham ile tahsil edilen ilimler)

Efendimiz (a.s.m.)’a nurani bir ağaç gözüyle bakarsak, enbiyanın esasat-ı semaviyesi bu ağacın kök ve damarları olur. Enbiyanın esasat-ı semaviyesinden maksat peygamberlerin tebliğ ettiği iman hakikatleridir. Peygamberlerin şeriatında değişen tek şey amelî hükümlerdir. Her asrın ihtiyacı farklı olduğundan amelî hükümler o ihtiyacı karşılayacak şekilde değişmiştir. Lakin imanî ve itikadi hükümler bütün peygamberlerde aynıdır. İşte bu itikadi hükümler esasat-ı semaviyedir yani semavi dinlerin asıl hükümleridir.

Bu hükümlerin hepsi Efendimiz (a.s.m.) tarafından da tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla enbiyanın esasatı semaviyesi olan iman hakikatleri şecere-i Muhammediye (a.s.m.)’ın kök ve damarları hükmündedir.

Bundan da şöyle bir hakikat ortaya çıkar:

– Diğer peygamberleri inkâr edemeyen, Hz. Muhammed (a.s.m.)’a da ilişemez.

– Hz. İsa’yı kabul eden, Hz. Muhammed (a.s.m.)’ı da kabul etmek zorundadır.

– Hz. Musa’ya iman eden, Hz. Muhammed (a.s.m.)’a da iman etmek zorundadır. Çünkü tebliğ ettikleri hakikatler aynıdır.

Efendimiz (a.s.m.)’a nurani bir ağaç gözüyle baktığımızda, enbiyanın esasat-ı semaviyesi bu ağacın kök ve damarları oluyor. Dal ve budakları ise evliyanın maarif-i ilhamiyesidir. Evliyanın maarif-i ilhamiyesi evliyaya ilham yoluyla öğretilen ilimlerdir.

Mesela Üstad Hazretlerini düşünelim:

Şu kâinatı bir kitap gibi okumuş, âlem sinemasında Allah’ın isim ve sıfatlarını seyretmiş; cevabı verilmeyen suallere cevap vermiş.

— Peki, Üstad Hazretleri bu dersi kimden almış ve ona bu ilmi kim talim etmiş?

Üstad Hazretleri bu ilmi, meyvesi olduğu ağacından dalından alıyor. Evet, hakikatte ağaç da meyve de Allah’ındır. Lakin meyve ağaçtan beslenir, hikmet-i İlahiye böyle hükmeder.

Üstad Hazretleri gibi bütün evliyalar, Şah-ı Geylaniler, Şah-ı Nakşibendiler, Mevlanalar, Yunuslar, bütün evliya o ağaçtan beslenmiş; sahip oldukları ilim ve marifetullah bilgisini o ağaçtan almış.

Bundan da şöyle bir hakikat ortaya çıkar:

Evliyayı ve onların ilham ile tahsil ettikleri ilimleri inkâr edemeyen, onların şecere-i mübarekesi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)’ı inkâr edemez. Çünkü onlar bu ağacın meyvesidir. Ve sahip oldukları bütün ilimlere o zatın dersi ve terbiyesiyle ulaşmışlardır.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Bu itibarla, herhangi bir davayı iddia etmiş ise bütün enbiya mucizelerine istinaden ve bütün evliya kerametlerine müsteniden ona şehadet etmişlerdir. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

(Müsteniden: Dayanarak, delil ve şahit göstererek)

Bir ağacın hayattar olup olmadığı meselesinde tartılışsa, ağacın hayattar kök ve damarları ve dallarında asılı meyveleri lisan-ı hâlleriyle ağacın hayat sahibi olduğuna şahadet ederler. Kökü canlı ve dallarında meyveler olan bir ağaca bütün dünya ölü dese bizi inandıramaz. Zira bu ağaç ölüyse bu kökteki hayat ne? Dallarındaki meyveler ne? Ağaca ölü diyen, kökteki hayatı ve daldaki meyveyi neyle izah edecek?

Aynen bunun gibi, Efendimiz (a.s.m.) da nurani bir ağaçtır. Kökü enbiyanın esasat-ı semaviyesidir. Dal ve budakları evliyaya ilham yoluyla öğretilen ilimlerdir. Dolayısıyla bütün peygamberler mucizeleriyle Efendimiz (a.s.m.)’ın hakkaniyetine şehadet ederler. Çünkü Efendimiz (a.s.m.) aynı onların söylediği sözü söylemiş ve onların davasını tebliğ etmiştir. Böyle olunca da her bir peygamber, mucizeleriyle kendi nübüvvetini ispat ettiği gibi, dava arkadaşı olan Hz. Muhammed (a.s.m.)’ın da nübüvvetini ispat etmektedir.

Yine bütün evliya, kerametleriyle kendi makbuliyetlerini ispat ettikleri gibi, Üstatları olan Hz. Muhammed (a.s.m.)’ın da makbuliyetini ispat ederler. Çünkü onlar keramete, keşfe ve hakikate bu zatın dersi ve talimiyle ulaşmışlar; o şecere-i mübarekenin dalından beslenmişler ve tahsil ettikleri ilhami ilimleri o vasıtayla öğrenmişler.

Netice: Peygamberleri inkâr edemeyen ve evliyayı reddedemeyen, Hz. Muhammed (a.s.m.)’ı inkâr edemez ve reddedemez.

Önceki derslerde Efendimiz (a.s.m.)’ın dokuz vasfını okumuştuk. Bir vasıf da bu derste okuduk, etti on. Şimdi, bu on vasfı tekrar edelim:

1. vasfı: Pek büyük bir şahsiyet-i maneviyeye malik olması.

2. vasfı: Burhan-ı nâtık olması.

3. vasfı: Azamet-i maneviyesinden dolayı yeryüzü onun Mescid-i Aksa’sı, Mekke mihrabı ve Medine de minberi olması.

4. vasfı: Cemaat-ı müminîne en son ve en âli imam olması.

5. vasfı: Beşerin en meşhur hatibi olması.

6. vasfı: Saadet düsturlarını beyan etmesi.

7. vasfı: Enbiyanın reisi olup onları tezkiye ve tasdik etmesi.

8. vasfı: Evliyanın başı olup onları terbiye ve tenvir etmesi.

9. vasfı: Peygamberler ve sıddıklar cemaatinin Efendimizin gelmesinde müttefik olup onun kelam-ı nutkuyla nâtık olması.

10. vasfı: Peygamberimiz (a.s.m.) öyle bir nurani ağaçtır ki kök ve damarları enbiyanın esasat-ı semaviyesi; dal ve budakları evliyaya ilham yoluyla öğretilen ilimlerdir. Dolayısıyla hangi davayı iddia etmiş ise peygamberler mucizelerine istinaden ve evliya kerametlerine müsteniden ona şehadet etmişlerdir.

Bir sonraki derste kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki damar ve kökleri, enbiyanın esasat-ı semâviyesidir. Dal ve budakları, evliyanın maarif-i ilhamiyesidir. Bu itibarla, herhangi bir davayı iddia etmiş ise bütün enbiya mucizelerine istinaden ve bütün evliya kerametlerine müsteniden ona şehadet etmişlerdir. (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin