a
Ana SayfaFatiha Suresi7. Cenab-ı Hakk’ın zatî isimleri olduğu gibi, fiilî isimleri de vardır. Bu fiilî isimlerin…

7. Cenab-ı Hakk’ın zatî isimleri olduğu gibi, fiilî isimleri de vardır. Bu fiilî isimlerin…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

اِسْمٌ : Cenab-ı Hakk’ın zatî isimleri olduğu gibi, fiilî isimleri de vardır. Bu fiilî isimlerin, Gaffar ve Rezzak, Muhyi ve Mümit gibi pek çok nevleri vardır. (İşârâtü’l-İ’caz)

Cenab-ı Hakk’ın zatî isimleri, Allah’ın zatını ait olup O’nu tavsif eden isimlerdir. Mesela Baki, Vahid, Vacib, Hayy, Alîm, Semi’, Basir, Kadim, Mukim gibi isimler zatî isimlerdendir.

Allah’ın fiilî isimler ise yaratmaya bakan ve eşyaya taalluk olan isimlerdir. Mesela Hâlık, Musavvir, Müzeyyin, Mükemmil, Mün’im, Sâni, Şâfi, Hâdi gibi isimler fiilî isimlerdendir. Yine Üstadımızın beyan ettiği Gaffar, Rezzak, Muhyi ve Mümit isimleri de fiilî isimlerdendir. Bu isimler rububiyet-i İlahiyeye taalluk edip halk ve icada bakarlar. Şu âlemde gördüğümüz bütün fiiller bu isimlerin tecellisinden meydana gelmektedir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Sual: Bu fiilî isimlerinin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?

Cevap: Kudret-i ezeliyenin kâinattaki mevcudatın nevlerine, fertlerine olan nisbet ve taallukundan husule gelir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Mesela Musavvir ismini ela alalım. Bu fiilî isim öyle kesretle tenevvü ediyor ki:

– Bütün nevleri birbirinden ayırıyor. Hiçbir nev başka bir neve benzemiyor.

– Aynı nevin bütün cinslerini birbirinden ayırıyor. Hiçbir cins başka bir cinse benzemiyor.

– Bir cinsin bütün fertlerini birbirinden ayırıyor. Hiçbir fert başka bir ferde benzemiyor.

İşte Musavvir ismi öyle bir şekilde tecelli ediyor ki her bir eşyaya farklı bir suret verip, hiçbir mahluku diğer bir mahluka benzetmiyor. Hatta kar taneleri, yağmur damlaları, parmak izleri, ağacın yaprakları vs. dahi birbirine benzemiyor.

Yine mesela Müzeyyin ismine bakalım:

Bu fiilî isim öyle tecelli ediyor ki her bir eşyayı farklı bir şekilde süslüyor. Hiçbirinin süsü diğerinin süsüne benzemiyor. Bu, çiçeklerde de böyle, kuşlarda da böyle, balıklarda da böyle ve hakeza bütün eşyada böyle…

Musavvir ve Müzeyyin isimlerinde olduğu gibi, bütün fiilî isimler öyle bir şekilde tecelli ediyor ki bir tecellisi diğer bir tecellisine benzemiyor. Bu farklı tecellilerden de birbirine benzemeyen mahluklar yaratılıyor. Bunların elbiseleri farklı, rızıkları farklı, şekilleri farklı, suretleri farklı, terbiyeleri farklı, renkleri farklı, nakışları farklı, teçhizatları farklı, terhisat vakitleri farklı, farklı da farklı…

Bu makamda da şu soru hasıl oluyor:

— Bu fiilî isimlerinin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?

Yani her bir fiilî ismin neden böyle hadsiz tecellileri var? Mesela Müzeyyin ismi tek bir şekilde tecelli etseydi de bütün süsler aynı olsaydı olmaz mıydı? Ya da Musavvir ismi tek bir şekilde tecelli etseydi de bütün suretler birbirine benzese olmaz mıydı? Diğer fiilî isimler için de aynı soruyu sorabiliriz.

Üstadımız cevaben dedi ki:

Kudret-i ezeliyenin kâinattaki mevcudatın nevlerine, fertlerine olan nisbet ve taallukundan husule gelir.

Yani Allah’ın ezelî kudreti şu âlemdeki her bir neve ve her bir ferde ayrı ayrı taalluk ediyor. Kudret-i ezeliye mesela kelebeğe taalluk ettiğinde -yani Allahu Teâlâ kelebeği yaratmayı murad edip kudretiyle icad ettiğinde- Musavvir ismi kelebekte tecelli ediyor ve ona bir suret veriyor. Aynı kudret-i ezeliye bir kuşun icadına taalluk ettiğinde Musavvir ismi kuşta daha farklı bir şekilde tecelli ediyor ve ona farklı bir suret veriyor. Aynı kudret-i ezeliye bir çiçeğe taalluk ettiğinde Musavvir ismi onda da tecelli ediyor ve ona daha farklı bir suret veriyor. Kudret-i ezeliyenin taalluk ettiği -yani yoktan yarattığı- eşya adedince Musavvir isminin farklı tecellileri oluyor.

Aynen bunun gibi, Kudret-i ezeliyenin şu âlemdeki her bir neve ve her bir ferde hususi bir taalluku olduğundan, fiilî isimlerin tecellisi de farklı farklı oluyor. Mesela Rab ismi arıya taalluk ettiğinde balı yaptırıyor, ipek böceğine taalluk ettiğinde ipeği ördürüyor, ineğe taalluk ettiğinde sütü verdiriyor, tavuğa taalluk ettiğinde yumurtayı yaptırıyor ve hakeza…

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Bu itibarla  بِسْمِ اللّٰهِ  kudret-i ezeliyenin taalluk ve tesirini celbeder. Ve o taalluk, abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyle ise hiç kimse hiçbir işini Besmelesiz bırakmasın! (İşârâtü’l-İ’caz)

Bismillah demek, kişinin kendi aczini bilip kudret-i İlahiyeye ve fakrını bilip rahmet-i Rabbaniyeye iltica etmesidir. Yani Bismillah demek, şu manayı düşünmektir:

— Ya Rabbi, senin isminle başlıyorum. Zira benim bu işi yapabilecek ne kudretim var ne de ilmim… Aczden, fakrdan, kusurdan ve nakstan başka hiçbir şeyim yoktur. Bu sebeple Bismillah diyorum, aczimi ilan ediyorum ve senin yardım ve inayetini bekliyorum. Vukua gelecek neticeyi de ancak senin kudret ve rahmetinden biliyorum…

İşte kişi bu manayla Bismillah derse -yani kendi kudret ve kuvvetinden teberri edip Allah’ın kudret ve kuvvetine dayanırsa- Bismillah kudret-i ezeliyenin taalluk ve tesirini celbeder. Yani Allahu Teâlâ o kuluna kudretiyle ve rahmetiyle tecelli eder. Bu durumda, o taalluk -yani Allah’ın kudretinin kulun işindeki tecellisi- abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Böyle olunca da kul her muradına nail olur; her matlubu ona musahhar olur; bütün eşya ona hizmetkâr olur.

Öyle ise hiç kimse hiçbir işini Besmelesiz bırakmasın! Kim ki Allah’ın yardımını istiyorsa, her işinde Bismillah desin. Ama sadece diliyle değil, manasına nüfuz ederek desin. Yoksa sadece dille Bismillah demek mezkûr tesiri halk etmez.

Tekrar hatırlatalım ki: Bismillah demek, kişinin kendi kuvvet ve kudretinden vazgeçip Allah’ın kuvvet ve kudretine dayanmasıdır. Bismillah demek, şu duanın hakikatine ulaşmaktır:

اَللَّهُمَّ تَبَرَّاْنَا اِلَيْكَ مِنْ حَوْلِناَ وَقُوَّتِنَا وَالْتَجَئْنَا اِلَى حَوْلِكَ وَقُوَّتِكَ  Ey Allah’ımız, kendi havl ve kuvvetimizden teberri edip sana sığınıyor ve senin havl ve kuvvetine iltica ediyoruz.

Rabbim cümlemizi bu sözün hakikatine ulaştırsın.

Bismillah’ın manası 1. Söz’de çok güzel işlenmiş. Bu fakir kardeşiniz de 1. Söz’ü mütalaa edip siteye ekledi. “Muhtelif Risaleler” linkinden 1. Söz’ün mütalaasına ulaşabilirsiniz. 1. Söz’ün mütalaasını okumanızı ısrarla tavsiye ediyorum. Çünkü Bismillah’ın esrarı kişiye açılırsa ona çok kapı açılır. Bu sebeple, İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına biraz ara verin ve 1. Söz’ün mütalaasını -tahlilini yaptığımız cümlelerin şerhi makamında- okuyun.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

اِسْمٌ : Cenab-ı Hakk’ın zatî isimleri olduğu gibi, fiilî isimleri de vardır. Bu fiilî isimlerin, Gaffar ve Rezzak, Muhyi ve Mümit gibi pek çok nevleri vardır.

Sual: Bu fiilî isimlerinin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?

Cevap: Kudret-i ezeliyenin kâinattaki mevcudatın nevlerine, fertlerine olan nisbet ve taallukundan husule gelir.

Bu itibarla  بِسْمِ اللّٰهِ  kudret-i ezeliyenin taalluk ve tesirini celbeder. Ve o taalluk, abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyle ise hiç kimse hiçbir işini Besmelesiz bırakmasın! (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin