a
Ana SayfaBirinci Söz7. Demek, her bir ağaç Bismillah der. Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor…

7. Demek, her bir ağaç Bismillah der. Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor…

Bütün mevcudatın lisan-ı hâl ile Bismillah demesi bahsine devam ediyoruz. Bir önceki dersimizde bu hakikatin birinci misalini mütalaa etmiştik. Bu dersimizde ikinci ve üçüncü misalleri mütalaa edeceğiz. Üstadımız ikinci misali şöyle beyan ediyor:

Demek, her bir ağaç Bismillah der. Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. (1. Söz)

(Hazine-i rahmet: Rahmet hazinesi / Tablacı: Pazarlarda mallarını tabla üzerinde satan kimse)

Bir ağacın lisan-ı hâl ile nasıl Bismillah dediğini anlamak için, gelin, bir ağaca kulak verelim; ne dediğini işitelim. Her bir ağaç lisan-ı hâliyle şöyle der:

— Ben nihayetsiz âcizim. Meyveyi yaratabilmek içinse nihayetsiz kudret sahibi olmak gerekir.

— Yine ben nihayetsiz cahilim. Meyveye yapabilmek içinse nihayetsiz ilim sahibi olmak gerekir.

— Hem benim iradem de yok; meyvenin varlığını yokluğuna tercih edemem. Hâlbuki meyveyi yaratabilmek için irade sahibi olmak ve meyvenin varlığını yokluğuna tercih edebilmek gerekir.

— Yine bende zerre miskal hikmet yok. Aklım, şuurum yok ki hikmetim olsun. Hâlbuki meyvede nihayetsiz bir hikmetin izi gözükmektedir.

— Daha bunlar gibi, meyveyi yaratabilmek için onlarca sıfata sahip olmak gerekir. Ben de ise bu sıfatların binde biri yoktur. İşte bu hâlim de ispat eder ki meyveyi yaratan ben değilim. Ben sadece bir sebebim ve fail-i hakiki olan Allah’ın kudretine bir perdeyim. Dallarımı âdeta rahmetinin eli yapan ve rahmetinin hediyelerini dallarıma takan Allah’tır. Ben aczimin lisan-ı hâliyle Bismillah diyor ve bu mucizane fiilin faili olmadığımı ilan ediyorum.

İşte her bir ağaç aczinin lisan-ı hâliyle Bismillah der ve meyvenin hakiki faili olmadığını ilan eder. Zaten Bismillah demesi, kendini faillikten azletmesinin temsilî bir ifadesidir.

Bu hakikati Kur’an da birçok ayet-i kerimesiyle beyan etmiştir. Birkaçını zikirle tefekkürümüzü genişletelim:

وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً  Gökten bir su indirdi   فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْ  ve o su ile sizin için rızık olarak meyveler çıkardı. (Bakara 22)

يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ   Allah sizin için o suyla ekini bitirir. -Daha neleri bitirir?-   وَالزَّيْتُونَ  Zeytini,   وَالنَّخِيلَ  hurmalıkları,   وَالأَعْنَابَ  üzümleri,   وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ  ve her çeşit meyveleri…  إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ   Şüphesiz bunda -yani ekin ve meyvelerin yaratılmasında- tefekkür eden bir kavim için elbette bir ayet vardır. (Nahl 11)

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً  Allah’ın gökten bir su indirdiğini görmedin mi?   فَأَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهَا  Biz onunla renkleri farklı farklı meyveler çıkardık. (Fatır 27)

Daha bunlar gibi birçok ayetiyle Kur’an meyveye dikkat çekiyor ve icadını kudret-i İlahiyeye isnad ediyor. Yani Kur’an diyor ki:

— Her bir ağaç Bismillah der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini doldur, sizlere tablacılık eder.

Üstadımız aynı hakikatin üçüncü misalini şöyle veriyor:

Her bir bostan Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çeşit çeşit, pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. (1. Söz)

(Bostan: Bahçe / Matbaha-i kudret: Kudretin mutfağı)

Ağaç için yaptığımız aynı muhakemeyi bahçe için de yapabiliriz. Şöyle ki:

– Nebatatı pişirmek için sonsuz bir kudrete ihtiyaç vardır. Toprakta ise bu kudret yoktur.

– Nebatatı pişirmek için muhit bir ilme ihtiyaç vardır. Toprakta ise bu ilim yoktur.

– Nebatatı pişirmek için mutlak bir iradeye ihtiyaç vardır. Toprakta ise bu irade yoktur.

– Nebatatı pişirmek için sonsuz bir hikmete ihtiyaç vardır. Toprakta ise bu hikmet yoktur.

– Bu sıfatlara ve diğerlerine sahip olabilmek için evvela hayat sahibi olmak gerekir. Toprağın ise hayatı dahi yoktur.

İşte toprak aczinin lisan-ı hâliyle -yani bu işi yapmak için gerekli sıfatlara sahip olmamanın lisanıyla- Bismillah der. Bismillah demesi şu manadadır:

— Bu nebatatı pişiren ben değilim. Benim buna ne gücüm ne de kabiliyetim vardır. Belki ben rahmet-i İlahiyenin bir kazanıyım ki bu kazanda muhtelif leziz taamlar emr-i İlahiyle pişer. Ben masdar değil, mazharım; memba değil, ma’kesim; fail değil, münfailim.

Mevcudatın Bismillah demesinin manasını önceki dersimizde uzunca izah ettiğimizden dolayı burada kısa bir hatırlatma ile yetindik. Bu dersten ödevimiz şu olsun:

Ağaçlara bakalım, dallarına takılan meyveleri görelim. Ağacın lisan-ı hâliyle Bismillah dediğini işitip biz de onunla birlikte Bismillah diyelim. Sonra bağ ve bahçelere bakalım. Bir kazan olup nasıl kaynadığını ve içinde nebatatın nasıl piştiğini görelim. Toprağın lisan-ı hâliyle Bismillah deyip kendini faillikten azlettiğini işitelim. Biz de onunla birlikte Bismillah deyip, kudret-i İlahiyenin bu acip icraatı karşısında hayret ve muhabbetle secde edelim.

Üstadımız mevcudatın Bismillah demesiyle ilgili sekiz misal veriyor. Biz üçünü mütalaa ettik. Dördüncü misali bir sonraki derse havale edip dersimizi burada tamamlayalım.

Bu dersimizde şu bölümü mütalaa ettik:

Demek, her bir ağaç Bismillah der. Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çeşit çeşit, pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. (1. Söz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin