a
Ana SayfaLâsiyyemalar8. Ey kâfir! Bunu işittikten sonra iyice düşün! Bir zerreye bir terzilik sanatını öğretmeye kudretin var mıdır?

8. Ey kâfir! Bunu işittikten sonra iyice düşün! Bir zerreye bir terzilik sanatını öğretmeye kudretin var mıdır?

Lâsiyyemalar mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ey kâfir! Bunu işittikten sonra iyice düşün! Bir zerreye bir terzilik sanatını öğretmeye kudretin var mıdır? Kendine hâlık ittihaz ettiğin tabiat ve esbab, her şeyin muhtelif ve mütenevvi suretlerini biçip dikmesine kudretleri var mıdır? (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Hâlık: Yaratıcı / İttihaz etmek: Edinmek, kabullenmek)

Şöyle kafamızı kaldırıp âleme bir nazar edelim:

Her varlığa farklı bir elbise giydirilmiş. Ve bu elbiseler o varlık büyüyünce büyüyor, küçülünce küçülüyor. Bazı elbiseler yüzlerce nakışla işlenmiş, onlarca süsle süslenmiş, bütün renkler üzerinde kullanılmış. Hatta bukalemunun elbisesine baksak, ne acip bir elbisedir ki ortamın rengini alıyor. Yeşilin yanına geldiğinde elbisesi yeşil oluyor, mavinin yanına geldiğinde elbisesi mavi oluyor, kırmızının yanına geldiğinde elbisesi kırmızı oluyor.

Şimdi, sorumuz şu:

— Bu elbiseleri kim dikti ve mahlukata kim giydirdi?

Eğer “Atomlar dikti.” denilirse o zaman sorumuz şu olur:

— Atoma terzilik sanatını kim öğretti?

Öyle ya, böyle ustalıkla dikebilmek için çok sanatkâr bir terzi olmak lazım. Terzilik sanatını bilmeyen, böyle güzel dikemez.

Eğer kâfir, atoma terzilik sanatını öğreteni bize gösterebilirse ya da “Ben öğrettim.” derse küfrüne itikat edebilir.

Eğer terzi olarak atomu göstermez de “Bu elbiseleri tabiat ve esbab dikti.” derse bu sefer de sorumuz şu olur:

— Tabiatın ve esbabın bu muhteşem elbiseleri biçip dikmeye kudreti var mıdır?

Hatta mahlukattan kat-ı nazar edip sadece tek bir papağana bakalım. Atomlar, tabiat, esbab, tesadüf, her ne varsa, tek bir papağanın elbisesini dikip o elbiseyi böyle nakış nakış dokuyabilir mi?

Kâfir küfrünün iç yüzüne baksa ve Allah’ı inkâr ettiğinde neyi kabul etmek zorunda olduğunu görse, küfründen hatta insanlığından utanır.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Bak, ey gözden mahrum kâfir! Şecere-i hilkatin semeresi ve kuvvet ve ihtiyarca esbabdan üstün olan insan, terziliğin bütün kabiliyetlerini, bilgilerini cem edip dikenli bir şecerenin azalarına uygun bir gömleği dikemez. (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Şecere-i hilkat: Yaratılış ağacı / Semere: Meyve / Cem etmek: Toplamak / Şecere: Ağaç)

Üstadımız insanı dört sıfatla vasfetti:

1. Şecere-i hilkatin yani yaratılış ağacının meyvesi olması.

2. İnsanın kuvvetçe bütün sebeplerden üstün olması.

3. İhtiyarca yani iradesi bakımından bütün sebeplerden üstün olması. İradesinde bir kaydın olmaması ve dilediğini yapabilmesi.

4. Terziliğin bütün kabiliyet ve bilgilerini kendinde cemetmesi.

İnsan bu sıfatlarla mevsuftur ve bu cihetlerle bütün esbabın üstündedir. Bu durumda, eğer varlıklara elbise dikilecekse, bunu insanın yapması lazım. Zira en yüksek kabiliyet insandadır. İnsan bu bilgi ve kabiliyetine rağmen dikenli bir ağaca onun azalarına uygun bir elbise dikemez.

— Bir ağaca elbiseyi dikemeyen, bütün mahlukata nasıl dikecek?

— Ve insanın yapamadığı bu işi esbab ve tabiat nasıl yapacak?

— Esbab ve tabiat dediğimiz şey insandan daha mı akıllı? Daha mı kuvvetli? İradesi daha mı kayıtsız? Kabiliyeti daha mı çok? Bilgisi daha mı fazla?

Yahu tabiat ve esbap dediğimiz şeyler cansız şeylerdir, hayatları dahi yoktur. Hayatları yoktur ki ilimleri ola, kudretleri ola… İnsanın yapamadığını bu âcizler nasıl yapacak?

Üstadımız diyor ki:

Halbuki Sâni-i Hakîm her şeyin nemâsı zamanında pek muntazam, cedid ve taze taze gömlekleri ve yeşil yeşil hulleleri kemal-i sürat ve sühuletle yapar, giydirir. Fesübhânallah! (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

(Sâni-i Hakîm: Hikmetli sanatkâr / Nemâ: Büyüme / Cedid: Yeni / Hulle: Elbise / Kemal-i sürat: Hızlı bir şekilde / Suhulet: Kolaylık)

Cenab-ı Mevla her gün, bahusus bahar mevsiminde her an, milyonlarca, milyarlarca elbiseyi icad eder; mahlukatına giydirip onları süsler.

Bu mucizevi faaliyeti şu noktalar üzerinden tefekkür edelim:

1. Bu elbiselerin pek muntazam olması,

2. Yeni ve taze taze olması,

3. Farklı renklerde olması,

4. Kemal-i süratle yani çok hızlı bir şekilde dikilmesi,

5. Suhuletle yani kolaylıkla yapılması.

Varlıklara giydirilen elbiseleri düşünürken, bu beş madde üzerinde tefekkür edelim. Daha başka maddeler de elbette var ancak Üstadımız bu makamda bunları nazara vermiş. İşin tefekkür kısmını size havale ediyorum.

Dersimizi burada tamamlayalım. Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Ey kâfir! Bunu işittikten sonra iyice düşün! Bir zerreye bir terzilik sanatını öğretmeye kudretin var mıdır? Kendine hâlık ittihaz ettiğin tabiat ve esbab, her şeyin muhtelif ve mütenevvi suretlerini biçip dikmesine kudretleri var mıdır?

Bak, ey gözden mahrum kâfir! Şecere-i hilkatin semeresi ve kuvvet ve ihtiyarca esbabdan üstün olan insan, terziliğin bütün kabiliyetlerini, bilgilerini cem edip dikenli bir şecerenin azalarına uygun bir gömleği dikemez.

Halbuki Sâni-i Hakîm her şeyin nemâsı zamanında pek muntazam, cedid ve taze taze gömlekleri ve yeşil yeşil hulleleri kemal-i sürat ve sühuletle yapar, giydirir. Fesübhânallah! (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin