9. Kâfir ebedi azabı niçin hak eder? (2)

Eserimizin Dokuzuncu Dersindeyiz. Bir önceki dersimizde, şu sorunun cevabına başlamıştık:

– Kâfir kısa bir süre dünyada kalır ve bu süre zarfında günah işler. Kısa bir zamanda işlenen günahlara ebedi ceza vermek adalet ve hikmete uygun mudur?

Bu soruya cevaben şöyle demiştik:

“Evet, kâfir kısa bir süre yaşar, ama bu kısa sürede nihayetsiz cinayetler işler. Nihayetsiz cinayetlerin cezası, nihayetsiz azaptır.”

İşte böyle demiş ve kâfirin Birinci Cinayetini izah etmiştik. Bu dersimizde İkinci Cinayeti işleyeceğiz. Kâfirin İkinci Cinayeti, mahlukatın kıymetini düşürmesi ve onları kıymetsizlikle itham etmesidir.

Şimdi, bu cinayete dair hazırladığımız videoyu seyredelim:

VİDEO METNİ:

– Allah’ın sonsuz rahmeti kâfirin ebedi cehennemde kalmasına nasıl müsaade ediyor?

Bizler bu dersimizde ebedi cehenneme girecek olan kâfirin işlemiş olduğu başka bir cinayeti anlatacağız. Ta ki Allah’ı inkâr ederek nasıl büyük zulümler ve cinayetler işlediği ve küfrü sebebiyle kendisini ebedi cehenneme nasıl mahkûm ettiği daha iyi anlaşılsın.

İman öyle bir bağdır ki hem insanı hem tüm varlıkları sanatkârı olan Allah’a bağlar. O bağ sebebiyle tüm varlıklar üzerinde Allah’ın isimleri ve o isimlerin nakışları ortaya çıkar. Tüm varlıklar bu cihette Allah’ın antika bir sanatı, kudretinin mucizesi ve isimlerine ayna olmakla bir kıymet kazanır. Küfür ise o bağı koparır. Çünkü Allah’ı inkâr eden bir kâfirin nazarında tüm varlıklar tabiatın, sebeplerin ve tesadüfün elinde bir oyuncaktır. Bir sanatkârları yoktur ki ona nispet edilerek bir kıymet kazansın.

Evet, bir eser kıymetini sanatkârından alır. Mesela, antika bir resim maddesi itibariyle 5 kuruşluk bir değeri varken, sanatkârına nispet edilse bir milyon kıymet kazanır. Antika bir kılıç düşünüyoruz. Bu kılıcı demirciler çarşısına götürsek maddesi itibarıyla 10 lira bir paha biçilirken, antikacılar çarşısına götürüp maharetli sanatkârına veya gerçek sahibine nispet edildiğinde milyonlar kıymet kazanır ve o fiyata satılabilir.

İşte insanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar, denizler, yıldızlar, aylar, güneşler, kısacası tüm varlıklar Allah’ın mahlûku, onun sanatı, Kudretin bir mucizesi olmakla bir kıymet kazanmışlardır.

Ama kâfir küfrü sebebiyle, Allah’ın yarattığı, bin bir hikmetle yoğurup halk ettiği mahlûkatı çürümeye mahkûm, cansız, ruhsuz, gayesiz bir madde yığını olarak görmekle büyük bir haksızlık yapmıştır. Onların kıymetini binden bire düşürmekle tüm varlıkların hukukuna öyle bir haksızlık ve zulüm etmiştir ki, akıl bu cinayetin büyüklüğünü kavramaktan acizdir.

Evet, her bir varlık yaratıcıları olan Allah hesabına bakıldığında bir değer ve kıymet kazanır. Hikmetle yazılmış bir kitap karanlıkta okunamadığı gibi kitap hükmünde olan tüm varlıklar küfrün karanlığıyla okunamamış ve kıymetsizlikle itham edilmiştir.

Bir çiçek, Allah’ın kıymetli bir sanat eseri olmakla kâinat kadar bir kıymet kazanırken, o kâfirin nazarında koklanıp atılacak bir şey derekesine düşmüştür.

Bir kuş, Allah’ın isimlerine ayna olmakla sonsuz bir kıymete ulaşırken, o kâfirin nazarında tesadüfen oluşmuş kıymetsiz bir varlık olarak kalmıştır.

Gökteki güneş, Allah’ın terbiyesi ve isimlerinin tecellisiyle nur isminin parlak bir ayinesi iken, kâfirin nazarında gökyüzünde dolaşan serseri bir ateş topudur.

İnsan ise Allah’ın tüm isimlerine ayna olmakla öyle bir mucize-i kudrettir ki, Allah onu yeryüzüne halife yapmış ve her şeyi ona itaatkâr kılmıştır.  Evet, insan kâinat ağacının en mükemmel meyvesiyken, o kâfirin nazarında tesadüfen oluşmuş düşünen bir hayvandır.

Özene bezene harika resimler yapıp bir sergide teşhir eden ressamın eserlerini hiçe sayarcasına “Bunları da güzel diye asmışlar, ne kadar manasız, ne kadar anlamsız ve ne kadar çirkinler; herhâlde boyalar kendiliğinden dökülüp bu şekilleri almış…” diyen kimse, tablolara ve sanatkâra ne büyük bir hakarette bulunmuş olur.

İşte kâfir de Cenab-ı Hakk’ın nihayet derecede güzellik ve sanat ile yarattığı mahlûklara, “Rastgele yapılmış, manasız şeyler!” diyerek her biri bir sanat harikası olan o varlıklara karşı hakarette bulunmaktadır. Ağzından çıkan bir kelimeye bile manasız denilmesine kızan insan, bütün kâinata manasız, kıymetsiz demekle kâinatın hukukuna tecavüz ettiği gibi sanatkârını kızdırıp sanatkârın hukukuna dahi tecavüz etmiştir.

Şimdi sorumuz şu:  Allah’ı inkâr eden bir kâfir, kıymetsiz zannederek ne kadar mahlûkun hukukuna tecavüz etmiştir? Manasız sanarak ne kadar varlığın hakkına zulmetmiştir? Kıymetsizlikle itham edilen varlıkların sayısını hesaplamak sizce mümkün müdür?

Bir düşünün, zerrelerden güneşlere kadar her şeyi kıymetsiz görerek hem o varlıkların hem de sanatkârın hukukuna tecavüz etmek aklın sınırlarının kavrayamadığı bir zulüm ve cinayettir. Elbette böyle sonsuz bir zulüm ve cinayet sonsuz bir azabı gerekli kılmaktadır. Kâfirin ebedi cehennemde kalmasını dar aklına sığıştıramayanlar aslında onun küfrü sebebiyle işlemiş olduğu suçun büyüklüğünü kavrayamayanlardır.

Bu dersimizde kâfirin İkinci Cinayetini işledik. Bir sonraki derste, kâfirin Üçüncü Cinayetini işleyeceğiz. O derste görüşünceye kadar Allah’a emanet olun.

(21 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir