a
Ana SayfaNamaz96. “Türkiye dârülharp olduğu için cuma namazı kılınmaz.” deniliyor. Bu doğru mudur?

96. “Türkiye dârülharp olduğu için cuma namazı kılınmaz.” deniliyor. Bu doğru mudur?

Dârülislam “İslam diyarı” demektir. Buradaki “dâr” kelimesi “diyar” manasındadır.

Dârülharp ise “küfür diyarı” demektir.

Bu manalar kelimelerin lügat karşılığıdır. Bu tabirlerin ıstılahî manasını Ömer Nasuhi Hazretleri şöyle izah ediyor:

Dârülislam: Müslümanların hâkimiyetinde bulunup, Müslümanların emniyet içinde yaşadığı ve dini vazifelerini yaptıkları yerlerdir.

Dârülharp: Müslümanlar ile aralarında anlaşma ve sözleşme bulunmayan gayrimüslimlerin hâkimiyeti altındaki yerlerdir.

Sadece bu tarif dahi mütalaa edilse Türkiye’nin dârülislam olduğu anlaşılır.

Şafiî mezhebine göre, bir yerin dârülharp olabilmesi için iki şart vardır:

1. Müslümanların hâkimiyeti altına hiç girmemesi.

2. Müslümanlar ile sulh içinde olmaması.

Yani bir memleket bir defa dahi Müslümanlar tarafından zapt edilmiş olsa, orası kıyamete kadar dârülislamdır. Böyle bir memleket sonradan kâfirlerin eline geçmiş olsa dahi hüküm değişmez. Hatta Müslümanlar ile sulh içinde olan gayrimüslimlerin hâkimiyetindeki memleketler de İmam Şafiî Hazretlerine göre dârülislamdır.

Hanefi mezhebinde ise bu mesele hakkında iki görüş vardır. Bu görüşlerden birisi İmam-ı Azam Hazretlerine, diğeri İmameyn’e aittir.

İmam-ı Azam Hazretlerine göre, dârülislamın dârülharbe inkılap edebilmesi için üç şartın aynı anda tahakkuk etmesi gerekir. Eğer bu şartlardan birisi noksan olursa orası dârülislam olur.

Birinci şart: Küfür ahkâmının yüzde yüz tatbik edilmesidir.

Bu konuda İmam İsticâbi Hazretleri şöyle der:

— Bir yerde İslam’ın tek bir hükmü dahi icra edilse, orası darülislamdır.

İbni Âbidin Hazretleri şöyle der:

— Bir yerde Müslümanların ahkâmıyla kâfirlerin ahkâmı birlikte icra edilse, orası dârülislam olur.

el-Fetâvâ’l-Bezzâziyye’de şöyle geçiyor:

— Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’ın Medine’ye teşriflerinden önce orada Yahudiler ve müşriklerin hükmü icra edildiğinden Medine dârülharp idi. Efendimiz (a.s.m.)’ın Medine’ye gelmesiyle orada küfür ahkâmı ile İslam ahkâmı aynı anda icra edilmeye başlandı ve böylece Medine dârülislama döndü.

İmam-ı Azam Hazretlerinin öne sürdüğü ikinci şart şudur:

O yerin dârülharbe sınır olması gerekir. Yani o yerin komşu hudutları kâfirler tarafından kuşatılmış olmalı ve sınırlarında Müslüman bir devlet olmamalıdır. Eğer bir tarafı dârülislam ile bitişik olursa, orası yine dârülislamdır. Çünkü İmam-ı Azam Hazretlerine göre, bir Müslüman memleketine komşu olanlar tamamen mağlup sayılmazlar.

Gayrimüslimlerle ihata şartı müstakil İslam devletleri için değil, gayrimüslim devletin idaresinde yaşayan köy ve kasabalar için söz konusudur. Yoksa kendini müdafaaya muktedir bir İslam devletinin her tarafı gayrimüslimler tarafından kuşatılmış olsa, orası yine dârülislamdır.

İmam-ı Azam Hazretlerinin öne sürdüğü üçüncü şart da şudur:

O yerde emniyet içinde yaşayan tek bir Müslüman dahi kalmamalıdır. İmam Serahsi Hazretleri bu şartın izahında şöyle der:

— Bir beldede tek bir Müslüman’ın emniyet içinde yaşaması kâfirlerin hâkimiyetinin tam olmadığına delildir. Bu sebeple orası dârülislam olur.

Şimdi bu üç şartı bir misal ile izah edelim:

Daha önce bir İslam devleti olan Endülüs Hristiyanlar tarafından işgal edilmişti. Bu devlette,

1. Küfür ahkâmı yüzde yüz tatbik edilmişti.

2. Bu devletin hiçbir Müslüman ülkeye sınırı yoktu.

3. Bu memlekette hiç bir Müslüman’ın can ve mal güvenliği kalmamıştı.

İşte bu üç şart birlikte tahakkuk ettiğinden dolayı, İmam-ı Azam Hazretlerine göre, Endülüs dârülharbe inkılap etmiş oldu.

İmameyn’e (İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e) göre ise dârülislamın dârülharbe inkılap edebilmesi için iki şartın aynı anda tahakkuk etmesi lazımdır. Eğer bu şartlardan biri noksan olursa orası dârülislam olur.

Birinci şart: Orada küfür ahkâmının yüzde yüz tatbik edilmesi gerekir. Bu şart İmam-ı Azam Hazretlerinin birinci şartı ile aynıdır.

İkinci şart: Kâfirlerin Müslümanlara karşı mutlak galip olması gerekir. Kâfirlerin Müslümanlara karşı mutlak galibiyeti, o beldenin kâfirler tarafından istila edilmesine bağlıdır. Kâfirlerin istila etmediği bir memlekette mutlak galibiyet gerçekleşmez.

Bütün bu izahlardan sonra, netice olarak diyebiliriz ki:

Ülkemizde ne İmam Şafiî’nin ileri sürdüğü iki şart var, ne İmam-ı Azam Hazretlerinin ileri sürdüğü üç şart var, ne de İmameyn’in belirttiği iki şartı var. O hâlde Türkiye dârülislamdır.

Kaldı ki dârülharpte dahi cuma namazı kılınabilmektedir. Demek, “Türkiye dârülharp olduğu için cuma namazı kılmıyorum.” diyenler, ne dârülharbin manasını biliyorlar, ne dârülharbin şartlarını biliyorlar ve ne de dârülharpte cuma namazının kılınabileceğini biliyorlar. Allah bunlara hidayet etsin!

(el-Mebsût, el-Bedâi, el-Hidâye, İbni Âbidin, el-Fetâva’l-Bezzâziyye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin