Allah’ın hatırını kulların hatırına feda edenler

İbni Mace’nin Hz. Ebu Said-il Hudri (ra)’dan naklettiği bir hadise kulak verelim. Hz. Ebu Said-il Hudri (ra) diyor ki:

قَالَ رَسُولُ اللهِ عليه الصلاة والسلام  Resulullah sallalahü aleyhi ve sellem şöyle diyordu:

لاَ يَحْقِرْ أَحَدُكُمْ نَفْسَهُ Sizden hiç kimse nefsini tahkir etmesin. Kendini alçaltmasın, kendini küçültmesin.

قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ يَحْقِرُ أَحَدُنَا نَفْسَهُ  Sahabeler dediler ki: Ey Allahın resulü! Bizden birisi kendini nasıl tahkir eder, kendini nasıl alçaltır ve küçültür?

قَالَ  Efendimiz (sav) dedi ki:

يَرَى أَمْرًا  Bir işi görür,

لِلَّهِ عَلَيْهِ فيهِ مَقَالٌ Allah için o işte konuşmak vardır.

ثُمَّ لاَ يَقُولُ فِيهِ  Sonra susar konuşmaz.

فَيَقُولُ اللَّهُ عزَّ وجلَّ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ  Aziz ve Celil olan Allah kıyamet gününde ona der ki:

مَا مَنَعَكَ أَنْ تَقُولَ فِي كَذَا وَكَذَا  Şu şu meselelerde seni konuşmaktan men eden neydi?

فَيَقُولُ خَشْيَةُ النَّاسِ  O kul der ki: İnsanlardan korktum.

فَيَقُولُ  Allah der ki:

فَاِيَّايَ كُنْتَ أَحَقَّ أَنْ تَخْشَى  Sen ancak ve ancak benden korkmalıydın. Senin benden başkasında korkma hakkın yoktu. Kendisinden korkulmaya layık olan ancak bendim.

Evet kardeşlerim! Allah için konuşulması gereken bir yerde susmak, konuşmamak; kelimenin tam manasıyla kendini tahkir etmek ve alçaltmaktır. Niye?

Çünkü Bunda haksızlığa karşı sükût vardır ki, bu asla bir müminin sıfatı olamaz. Başka ne vardır?

Hakka Karşı bir hürmetsizlik vardır. Hâlbuki hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilemez. Hem bizler yeryüzünde halifeyiz. İyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek gibi bir vazifemiz var. İşte bu sükût da bize emanet edilen bu vazifeyi yapmamak da vardır. Ve tüm bunları Allah için yapmak lazımken, insanlardan korkup yapmamak; Allah için konuşmak varken, insanlardan korkup konuşmamak; haksızlığa karşı hakkı haykırmak varken, insanlardan korkup susmak; hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmemek lazımken, bu hatırı insanlara feda edip susmak…

Efendimiz (sav)’in ifadesiyle; alçakça bir iştir ki, kul kendi kendini alçaltmış, tahkir etmiş, küçültmüştür. Belki de Efendimiz (sav)’in bu hadisi şerifini, en veciz bir şekilde izah eden Hz. Ali (r.a.)’dır ki, o şöyle demişti: “Haksızlık önünde eğilmeyiniz, bükülmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.”

Peki, hakkı konuşmak gereken bir yerde konuşmadık sustuk. Bu bizim yanımıza mı kalacak?

Elbette kalmayacak. Dünyada şerefini kaybetmiş hakir ve zelil biri olacağımız gibi, Aziz ve celil olan Allah kıyamet gününde bizi hesaba çekecektir. “Seni şu şu konularda konuşmaktan meneden, adeta dilsiz kılan nedir?” diye soracaktır. O sahneyi bir düşünün. O anda insanın Allah’ın huzurunda, “Ben insanlardan korktum da onun için sustum.” demesi nasıl bir utançtır. Allah da zaten onun bu amelini yüzüne vuracak ve “Kendisinden korkulmaya layık olan ben değil miydim?” diyecektir.

Evet, korku hissi insanın sadece bu dünyada kendisini emniyete alması ve hıfzı hayat için verilmiş bir duygu mudur?

Bu duyguyu sadece dünyaya ve içindekilere çevirmek insanın hem dünyasını hem ahiretini perişan eder. Dünyada fanilerden korktuğumuz kadar Allah’tan korkamıyorsak; istikbalimizden korktuğumuz kadar hakiki istikbal olan kabirden, hesaptan, Cehennem’den korkamıyorsak; bizler bu duyguyu layık olan yerde kullanamıyoruz demektir.

Ne yapmak lazım? Böyle kıymetli ve yüksek bir duygu sadece şu fani hayat için verilmemiştir. “Allah hâkimdir, abes iş yapmaz.” deyip bu duyguların yönünü Allah’a ve ahirete çevirmek lazımdır. Evet, kardeşlerim, bizim susma gibi bir hakkımız yok. Ancak hakkı söylemek gibi bir vazifemiz var. Şimdi soruyorum:

Ashabı Kehf’i hepiniz bilirsiniz. Onları Kur’an’a sokan ve kıyamete kadar gelecek insanlara bir numuneyi imtisal yapan hangi amelidir? Çok mu namaz kılmışlardı? Çok mu ibadet etmişlerdi?

Hayır, kardeşlerim, onları Kur’an’a sokan, ağızlarından çıkan bir çift söz idi ki. Kur’an şöyle haber veriyor:

إِذْ قَامُوا فَقَالُوا  Zalim hükümdarın karşısında kıyam edip ayağa kalkarak şöyle demişlerdi:

رَبُّنَا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ  Bizim rabbimiz, yerlerin ve göklerin rabbidir.

لَنْ نَدْعُوَ مِنْ دُونِهِ اِلهًا   O’ndan başkasına ilah deyip asla yalvarmayız.

İşte zalimlere karşı hakkı korkusuzca haykırdılar. İnsanlardan değil, ancak Allah’tan korktular. Bu amellerinin Allah Katındaki kıymetine bakın ki, Allah onları yüceltti, kelamında zikretti. Hakkın hatırının hiçbir hatıra feda edilemeyeceğini onlar ile tüm insanlığa ders verdi.

Hatta onların peşine takılan Kıtmir ismindeki bir köpek de aynı lütuflara mazhar olmuştu. Sanki Allah şunu diyordu: “Hakkı konuşamıyorsan, bari konuşanların arkasında duran bir Kıtmir ol. Belki ilahi lütuf seni de mahrum etmez.”

Evet, önümüzde iki yol var: Ya Allah için konuşulması gereken bir yerde mertçe, yiğitçe konuşmak; dünyada ve ahirette aziz olmak. Ya da insanlardan korkup susmak, bununla dünyada şerefini ve kıymetini kaybedip ahirette de zelil olmak.

Rabbimiz bizleri, kendisi için konuşanlardan eylesin. İnsanlar korktuğu için susanlardan eylemesin. Ve duamız şu olsun:

اَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ  Allah’ım bizlere hakkı hak gösterip hakka tabi olmakla rızıklandır.

وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ  ve batılı batıl gösterip ondan yüz çevirmekle rızıklandır. Amin!

(50 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir