Allah’ın kudretinin sonsuzluğu

Bu dersimizin konusu, Allah’ın kudretinin sonsuzluğu. Üstad Hazretleri, Yedinci Şua’da şöyle diyor:

“Bir şey zatî olsa, onun zıttı ona ârız olamaz. Çünkü ictima-i zıddeyn olur. Bu ise muhaldir.” (Şualar, Yedinci Şua)

Üstad Hazretleri, öldükten sonra dirilmeyi ispat ederken, bu kaideyi zikretmiş ve bu kaideyle, Allah’ın kudret ve kuvvetine, hiçbir şeyin zor gelmeyeceğini ispat etmiş. Cümlenin izahına geçmeden önce, şu iki kelimenin manasını öğrenelim; çünkü bu kelimeleri, ders boyunca çok kullanacağız.

Zatî: Kendisi ile var olup sonradan takılmayan, zatına ait demektir.

Ârız: Sonradan takılan, sonradan olan şey demektir.

Şu âlemdeki hiçbir varlığın hiçbir sıfatı zatî değildir. Hepsi Cenab-ı Hakk’ın ihsanıdır ve bir hediyesidir. Zatî sıfatlar, sadece Allah’a mahsustur. Zira kâinat sonradan yaratılmış ve içindeki varlıklar da sonradan icad edilmiştir. Yani varlıklar ezeli değildir. Kendisi ezeli olmayanın, sıfatları elbette ezeli ve zatî olamaz.

Lakin biz burada, Üstadımızın ifadesini anlayabilmek için, bazı şeyleri zatî kabul edeceğiz. Her ne kadar bu sıfatlar, sonradan yaratılmışsa da yaratıldığı anda o eşyaya takıldığı için, bir derece zatî kabul edilebilir. Mesela:

Güneş’in ışığı bir derece zatîdir. Yaratılmasıyla beraber, ışığa sahip olmuştur. Işığı bir derece zatî olduğundan dolayı, ışığın zıttı olan karanlık, ona ârız olamıyor; yani karanlık Güneş’e yaklaşamıyor. Çünkü kaidemiz neydi? Bir şey zatî olduğunda, onun zıddı ona ârız olamaz.

Fakat lambanın ışığı, zatî olmayıp ârızî olduğundan, yani o cam parçasına, sonradan takıldığından dolayı, ışığın zıttı olan karanlık, lambaya ârız olabiliyor. Düğmeyi kapattığınızda, lamba karanlık oluyor. Hâlbuki Güneş’e karanlık ârız olamıyordu… Misaller çoğaldıkça, meseleyi daha iyi anlayacaksınız.

İkinci Misalimiz: Güneş’in sıcaklığı bir derece zatîdir. Güneş, icadıyla birlikte bu sıfata sahip olmuştur. Sıcaklığı bir derece zatî olduğundan dolayı, sıcaklığın zıttı olan soğukluk, Güneş’e ârız olamıyor; ona yaklaşamıyor ve yanaşamıyor. Çünkü bir şey zatî olduğunda, onun zıddı ona ârız olamaz.

Sobanın sıcaklığına gelince, onun sıcaklığı zatî değildir. Yani soba, “sıcak olma” sıfatına, içinde bir maddenin yakılmasıyla, sonradan sahip olmuştur. İşte bu sebepten dolayı, sıcaklığın zıttı olan soğukluk, sobaya ârız olabiliyor. Odunu biten soba, bir müddet sonra soğuyor.

Üçüncü Misalimiz: Altın ve elmas gibi maddelerin parlaklığı, bir derece zatî olduğundan, solma onlara ârız olamıyor. Zira bir şey zatî olduğunda, onun zıddı ona ârız olamaz.

Cilalanmış bir eşyanın parlaklığı ise ârızî olduğundan, yani parlaklık o eşya sonradan takıldığından, parlaklığın zıttı olan matlık, o eşyaya ârız oluyor ve onu solduruyor.

Bakın, bir sıfat sonradan kazanılmışsa, zıttı olan sıfat, o eşyaya ârız olabiliyor. Ama bir sıfat zatî ise, zıttı olan sıfat, ona ârız olamıyor.

Son bir misal daha verelim: Dünyamızın hareket etmesi ve kendi etrafında dönmesi, bir derece zatî olduğundan, hareketin zıttı olan sükûnet ve yerinde durmak, dünyaya ârız olamıyor. Dünya devamlı dönüyor.

Fakat bir topacın hareketi ârızî olduğundan, yani “dönme” sıfatı, onun zatî bir sıfatı olmadığından dolayı, hareketsizlik topaca ârız olabiliyor. Dönen topaç bir müddet sonra duruyor.

Şu kaideyi 4 misalle anlamaya çalıştık: Bir sıfat zatî olursa, zıttı olan sıfat o şeye ârız olamaz. Çünkü iki zıt aynı anda, bir arada bulunamaz. Şimdi geldik bu kaidenin, Allah’ın kudretine bakan cihetine.

Allah’ın kudret ve kuvveti zatîdir, kendindendir. Yani varlığı ile daimdir. Başkasından alınmış veya sonradan kazanılmış değildir. Allah ezeli olduğu gibi, sıfatları da ezelidir. Bu durumun neticelerini, şöyle maddeleyebiliriz:

  1. Madem kudret sıfatı, Allah’ın zâtî bir sıfatıdır. O halde zıttı olan acizlik, Allah’a ârız olamaz. Çünkü bir sıfat zatî olduğunda, zıttı ona ârız olamıyordu.
  2. Madem acizlik Allah’a ârız olamaz. O halde Allah’ın kudretinde mertebeler olmaz ve bulunmaz.
  3. Madem kudretinde mertebeler olmaz ve bulunmaz. O halde eğer hikmeti müsaade ederse, her an binlerce kâinatı yaratabilir. Güneş’in ışık verme fiilinde, bir damla ile deryanın veya bir çiçek ile yıldızların farkı olmadığı gibi, Allah’ın kudretine nispeten de az çok, büyük küçük, hepsi birdir. İcat ve tasarrufta, atomlar yıldızlara eşittir. Bir sineğe hayat vermekle, bütün ölüleri diriltmek aynıdır. Bir çiçeği yarattığı gibi, aynı kolaylıkla baharı yaratır. Cenneti dahi aynı kolaylıkla icad eder. Çünkü kudretinde mertebe yoktur. Mertebe olmadığı için de her şey O’na müsavidir.

Bu kaideden, şu neticeleri de çıkabiliriz:

  1. Hayat, Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan ölüm, Allah’a ârız olamaz ve Allah ebedi olur.
  2. Görmek, Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan görmemek, Allah’a ârız olamaz ve Allah her şeyi, aynı anda müşahede eder, hiçbir şey nazarından saklanamaz.
  3. İşitmek, Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan işitmemek, Allah’a ârız olamaz ve Allah bütün sesleri, hatta kalpten geçenleri dahi, aynı anda işitir.
  4. Güzellik, Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, güzelliğin zıttı olan çirkinlik, Allah’a ârız olamaz.
  5. İlim, Allah’ın zatî bir sıfatıdır. Bu sebepten, bu sıfatın zıttı olan cehalet, yani bilmemek, Allah’a ârız olamaz. Ârız olamazsa, şu gibi neticeler çıkar: Allah denizin dibindeki bir balığın, yüzmesini bilir. Gecenin karanlığında saklanmış bir karıncayı bilir. Hiçbir yaprak, onun bilgisi olmadan düşemez. Allah bütün kalplerden geçenleri bilir… Bütün bunlar, ilim sıfatının, Allah’ın zatî bir sıfatı olmasının neticesidir. Zira bunlardan birini bilmemek, cahilliktir. İlim sıfatı zatî olduğundan, zıttı olan cehalet, Allah’a ârız olamıyor. Olamayınca da Allah her şeyi biliyor.

Cenab-ı Hakk’ın diğer bütün sıfatlarına bu kaideyle bakılabilir.

Allah’ın kudretinin nihayetsizliğine şu kaideyle de bakabiliriz:

“Bir şeyde mertebelerin bulunması, o şeyin zıddının, ona tedahülü iledir.” (Şualar, Yedinci Şua)

Yani bir şeyde mertebe olabilmesi için, o şeyin bir zıttı olmalı ve zıttı o şeye karşı gelmelidir. Bu kaideyi şu misallerle anlayabiliriz:

  • Işığın mertebeleri, zıddı olan karanlığın müdahalesiyledir. Eğer karanlık olmasaydı, ışıkta mertebe olmazdı.
  • Sıcaklığın mertebeleri, zıddı olan soğukluğun müdahalesiyledir. Eğer soğukluk olmasaydı, sıcaklığın mertebesi olmazdı.
  • Güzelliğin mertebeleri, zıddı olan çirkinliğin müdahalesiyledir. Eğer çirkinlik olmasaydı, güzellikte mertebe olmazdı.
  • Tokluğun mertebeleri, zıddı olan açlığın müdahalesiyledir. Eğer açlık olmasaydı, toklukta mertebe olmazdı.
  • Kuvvetin mertebeleri, zıddı olan diğer bir kuvvetin müdahalesiyledir. Eğer karşı bir kuvvet olmasaydı, kuvvette mertebe olmazdı.

Eğer bir şeyin zıttı yoksa ve bir şeye zıddı müdahale etmezse, o şeyde mertebe olmaz. Bu kaideden şu neticeleri çıkabiliriz:

  1. Allah’ın zıttı yoktur.
  2. Madem Allah’ın zıttı yoktur, o hâlde Allah’ın fiillerine müdahale eden de yoktur.
  3. Madem müdahale yoktur, o hâlde Allah’ın kudretinde bir mertebe olmaz; kudreti nihayetsiz olur.
  4. Kudreti nihayetsiz olunca da bir çiçeği yaratmakla, bir baharı yaratmak; bir sineğe hayat vermekle, öldükten sonra bütün mahlûkatı haşretmek, o kudrete müsavidir. Hiçbir şey ona zor değildir…

Üstadımızın iki satırda anlattığını anlayabilmek için, iki sayfa kadar konuştuk. Dersimizi burada tamamlayalım.

Allah’a emanet olun.

(142 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir