Allah’ın rahmeti nasıl yüze bölünüp bir parçası dünyaya indirilmiş?

Bu dersimizde, şu hadisin manasını izah edeceğiz.

Efendimiz (asm), bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuş:

“Allah rahmetini yüz parçaya böldü. Bundan doksan dokuz parçayı kendine ayırdı. Yeryüzüne geri kalan bir cüzü indirdi.” [Buhari, Edeb 19, Rikak 19; Müslim, 17, (2752); Tirmizi, Da’avat 107-108, (3535-3536)]

Bu hadis-i şerife karşı, hadis inkârcıları diyor ki:

Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Sonsuz bir şeyin yüze bölünmesi, mümkün değildir. Bu da ispat eder ki, bu hadis uydurmadır.

İşte onlar böyle diyorlar. Onların âdeti, anlayamadıkları her hadise, uydurma demeleridir. Şimdi bu hadisin manasını izah edelim. Edelim de hem hadisin manasını öğrenelim hem de bu hadis inkârcılarının, ne kadar cahil olduğu görelim…

Bir kısım hadis âlimleri, hadisi şöyle izah demiş:

Allah’ın rahmeti zati bir sıfat olup; bölünmez ve parçalanıp cüzlere ayrılmaz. Bu sebeple, hadiste geçen, “Rahmetin yüz parçaya bölünmesi” ifadesi, mecaz bir ifadedir. Burada hakiki bir bölünme yoktur. “Yüz” çokluktan, “bir” ise azlıktan kinayedir. Buna göre hadisin manası şudur:

“Allah’ın, kıyamet günü kullarına rahmetle muamelesi, dünyadaki rahmetle muamelesine kıyasla çok daha fazladır.” İşte bu fazlalığa 99 kat denilerek işaret edilmiştir.

Mezkur hadis-i şerifi, bir kısım hadis alimleri de şöyle izah etmiş:

Allah’ın rahmeti iki çeşittir.

  1. Allah’ın zati sıfatı olan rahmet. Bu rahmet bölünmez ve cüzlere ayrılmaz. Zira bu rahmet sıfatı sonsuzdur ve nihayetsizdir. Sonsuz bir şeyin bölünmesi de mümkün değildir.
  2. Fiili sıfatı olan rahmet. Bu rahmet, mahlûkatta tecelli eden rahmettir. Yani Allah Teâlâ’nın, zati olan rahmet sıfatıyla, mahlûkatına merhamet göstermesidir. Mahlûkların sayısı sınırlı olduğu için, tecelli eden rahmette de bir sınır vardır. Bu rahmet cüzlere ayrılabilir ve bölünebilir. İşte hadiste işaret edilen rahmet, bu rahmettir.

Meseleyi biraz daha açalım: Mesela, bir sineği düşünelim. Sineğe kanat takmak, rahmetin bir tecellisidir. Göz vermek, rahmetin bir tecellisidir. İğne vermek, rahmetin bir tecellisidir. Ona uçmayı öğretmek, rahmetin bir tecellisidir. Sineğin üzerinde, saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok, rahmet tecellisi vardır…

Şimdi hayalen, bu alemin yaratılışından kıyamete kadar, bütün sinekleri toplayın; böcekleri toplayın; hayvanları, bitkileri, insanları toplayın; yaratılmış her mahluku, hayalen bir araya getirin… Bu varlıkların adedi, rakamlarla ifade edilemez. Onlardaki rahmet tecellisiyse, onların binler katıdır. Zira bir varlıkta, rahmetin binler tecellisi vardır…

Evet, bu varlıkların sayısını ve onlarda tecelli eden rahmetin sayısını, ihata edemiyoruz. Ancak bu varlıklar sonlu mudur? Evet sonludur. Yani biz bilmesek de bir sayısı var. Varlıkların bir sayısı ve sonu olduğuna göre, onlarda tecelli eden rahmetin de bir sayısı ve sonu vardır.

İşte tecelli eden bu rahmet, Allah’ın zati sıfatı olan rahmet değil, fiilen tecelli eden rahmettir. Bu rahmetin sonu vardır. Varlıklardaki tecellisi neyse, sonu odur.

İşte bütün bu rahmet tecellilerini 1 kabul etsek, ahirette bunun 99 katı vardır. Hadiste işaret edilen mana budur. Demek bu alimler, hadisi mecaza hamletmemiş, manayı hakiki kabul etmiştir. Rahmeti de fiili sıfat olan rahmetle izah etmişlerdir.

Bu hadisin izahı hakkındaki üçüncü görüş, İmam Kurtubi Hazretlerine aittir. O der ki:

Allah Teâlâ’nın, kullarına vereceği nimetlerinin yüz çeşidi vardır. Hadis-i şerifteki “yüz rahmet” ifadesiyle, bu yüz çeşide işaret edilmiştir. Allah Teâlâ yeryüzüne, bunlardan sadece bir tek çeşidini indirmiştir. Cenab-ı Hak geri kalan nimetlerini, mümin kullarına cennette ihsan ederek, yüze tamamlayacaktır. Bu 99 nimet, müminlere hastır.

Meseleyi biraz daha açalım: Cenab-ı Hak yeryüzünü bir sofra yapmış. Bildiğimiz bilmediğimiz milyonlarca nimetiyle, bu sofrayı donatmış. İşte bu sofradaki bütün nimetler, 1 çeşittir. Evet, yeryüzünde binlerce farklı çeşit nimet var. Bütün bu çeşitler, 1 çeşit kabul edilmiş. Cennette ise, 99 çeşit daha vardır. Buna göre, hadisteki “100 rahmet”ten murad, 100 çeşit nimettir. Dünya bütün nimetleriyle, sadece bir çeşittir.

Alimler bu farklı izahları yapar ve sonra derler ki:

“En doğrusunu Allah bilir. Hadisten murad mana neyse, biz ona iman ettik ve tasdik ettik…”

İşte ilim budur. İlim, anlayamadığını inkâr etmek değil, o kelamın manası üzerinde tefekkür ederek, hakkı bulmaya çalışmak, daha sonra da işin hakikatini, Allah’ın ilmine havale etmektir. Hakiki alimler bunu yapmış; şimdiki cahillerse, ne duysa inkâr etmiş…

Dersimizi burada tamamlayalım. Allah’a emanet olun…

(50 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir