Amellerimizi ihlasla yapıp yapmadığımızı nasıl anlarız?

Bu dersimizde, ihlas hakkında bir sohbet yapacağız. Üstad Hazretleri, Mesnevi-i  Nuriye’de şöyle diyor:

Hadiste vardır ki:   هَلَكَ النَّاسُ اِلاَّ الْعَالِمُونَ İnsanlar helak olur, alimler müstesna -yani alimler kurtulur.-   وَهَلَكَ الْعَالِمُونَ اِلاَّ الْعَامِلُونَ -vakit gelir, fitneler o kadar çoğalır ki– Alimler de helak olur, ilmiyle amel edenler müstesna -yani sadece ilmiyle âmil olanlar kurtulur.- وَهَلَكَ الْعَامِلوُنَ اِلاَّ الْمُخْلِصُونَ  -vakit gelir, fitneler daha da çoğalır- İlmiyle amel edenler de helak olur, muhlisler müstesna -yani sadece ihlaslı olanlar kurtulur.- وَالْمُخْلِصُونَ عَلٰى خَطَرٍ عَظِيمٍ İhlas sahipleri de büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. -Bu tehlike, ihlası kaybetme tehlikesidir.-

Üstadımız bu hadisi naklettikten sonra diyor ki:

“Yani medar-ı necat ve halas, yalnız ihlâstır. İhlası kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlaslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır.” (bk. Mesnevi-i Nuriye, Zühre)

İnsan Allah’ın rızasını amelle ve ibadetle kazanmaz; ancak o amel ve ibadetindeki, ihlasla kazanır. Mesela birisi, dünyadaki bütün insanlara yedirse ve içerse, ancak bu amelinde halis olmasa, Allah ondan razı olmaz. Bir başkası, tek bir hurmayı Allah için ihlasla verse, Allah ondan razı olur, cennetine koyar.

Demek kurtuluşun sebebi amel değil, ihlastır. İhlası kazanmak en önemli iştir. Çünkü o olmazsa, amelin Allah katında hiçbir kıymeti yoktur. Çakıl taşı büyüklüğünde ihlaslı bir amel, yıldızlar büyüklüğünde halis olmayan bir amele, tercih edilir.

Mesela bir kişi 1.000 hatim indirse, ancak bu hatimleri, insanların kendisi hakkında, “Ne çok Kur’an okuyor, Kur’an elinden hiç düşmüyor, çok abid bir zat.” desinler niyetiyle okusa; bir başkası da sadece Allah’ın rızasını gözeterek, ihlasla bir defa Allah dese, bu tek Allah lafzı, 1.000 hatimden daha kıymetlidir. Çünkü Allah halis olmayan ameli, hiçbir şekilde kabul etmez. 1.000 hatim, ihlasa mazhar olmadığından dolayı, Allah katında yok hükmündedir. Tek bir Allah sözü ise, ihlasa mazhar olduğundan, Allah katında var hükmündedir.

Madem hakikat budur, öyleyse bizim en büyük gayemiz, ihlası kazanmak olmalıdır.

Peki ihlas nedir ve ihlas nasıl kazanılır?

Üstad Hazretleri bu soruya, şöyle cevap veriyor:

“İhlası kazandıran, harekâtındaki sebebi sırf bir emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı İlâhî olduğunu düşünmeli ve vazife-i İlâhiyeye karışmamalı.” (bk. age.)

Üstadımız ihlası, üç maddeyle ifade etmiş:

  1. İbadeti ve ameli, sadece Allah emrettiği için yapmak.
    2. O amelle sadece Allah’ın rızasını talep etmek.
    3. Allah’ın vazifesine karışmamak.

Mesela Cevşen okuyan bir kişiyi düşünelim. Şimdi ona sorsak: “Sen bu Cevşeni niçin okuyorsun?”

O demeli ki: “Allah kendisine dua etmemizi, kendisini tesbih etmemizi ve güzel isimleriyle Onu zikretmemizi emretmiş. Ben Cevşeni, Allah’ın bu emrinden dolayı okuyorum. Başka hiçbir gayem yoktur.”

Tekrar ona sorsak: “Peki, bu ibadetinin karşılığından ne bekliyorsun?”

O demeli ki: “Sadece Rabbimin benden razı olmasını, beni kulluğuna kabuk etmesini ve bana ‘Kulum’ demesini istiyorum. Bu virde terettüb eden, hiçbir dünyevi menfaati istemiyor, onları ibadetimin gayesi yapmıyorum. Hatta verilse, mahzun oluyorum. Çünkü cennetin baki meyvelerini, dünyada fani bir şekilde yemiş oluyorum.”

Tekrar ona sorsak: “Peki sen, dini de anlatır mısın, insanları hakka davet eder misin?”

O demeli ki: “Evet ederim. İyiliği emretmek ve kötülükten nehiy etmek de Allah’ın bir emridir. Lakin Allah’ın işine karışmam. Ben kimseye hidayet edemem, kimseye sözümü beğendiremem. Zaten buna da çalışmam. Kabul ettirmek de beğendirmek de Allah’ın işidir. Benim vazifem, dilim döndüğü kadar hakkı anlatmaktır. “

“Hem şuna da iman etmişim ki: Allah’ın benden razı olması ve bana sevap yazması, kulların kabulüne bağlı değildir. Nice peygamberler gelmişler, bir iki tane ümmeti ancak olmuş, ama peygamberliğin sevabını almışlar. Bu hâl ispat eder ki, Allah’ın mükafatı, insanların kabul etmesi şartına bağlı değildir. Bazen insanlar kabul eder; ama Allah kabul etmez. Bazen de insanlar beğenmez, kabul etmez; ama Allah kabul eder. Ben vazifemi yapar, Allah’ın vazifesine karışmam…”

İşte bu üç sorumuza, bu üç şekilde cevap verebilen ve amelini buna gören yapan kimse, ihlası anlamıştır ve kazanmıştır. Allah bizlere de anlamayı ve kazanmayı nasip etsin. Amin.

(82 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir