Günahları sebebiyle maymun ve hınzıra dönüştürülenler.

واَسْأَلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ

Onlara deniz kıyısındaki o kasaba­yı sor.

إِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ

Hani onlar, Cumartesi gününde haddi aşmışlardı.

إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً

Çünkü Cumartesi ta­tili yaptıkları gün balıklar akın akın meydana çıkarak yanlarına geliyor,

وَيَوْمَ لاَ يَسْبِتُونَ لاَ تَأْتِيهِمْ

Cumartesi tatili yapmadıkları gün ise gelmiyordu.

Tefsirlerde zikredildiğine göre bu yer Kızıldeniz de bir sahil kasabası olan eyle idi. Hz. Davut zamanında cumartesi günü onlara balık avlamak yasaklanmış ve haram kılınmıştı. İmtihan bu ya Cumartesi günü balıklar sürü ile geli­yorlardı. O kadar çoklardı ki onların çokluğundan adeta su görünmüyordu. Cumartesi geçince ise, hiç balık gelmiyordu. Bu durum bir süre böyle de­vam ediyor. Sonra İblis onlara gelip şöyle diyor: “Siz, Cumartesi günü onları yakalamaktan yasaklandınız. Şöyle yapın; denizden karaya doğru kanallar yapıp havuzlar oluşturun, cumartesi günü balıkları oraya doğru sürersiniz. Onlar oradan çıkamaz ve siz de pazar günü avlarsınız”.  Bir adam minareyi çalacaksa kılıfını uydurur ya onlarda bu günahlarına bir kılıf bulmuşlardı. Bu halleriyle Allah’ı kandırdıklarını zannediyorlardı.

Bunlarda şeytana uyup bu fikri güzel bulup bu şekilde yapmaya başlıyorlar. Bakıyorlar ki kendilerine azap edilmiyor. Birçoğu bu işi yapmaya başlıyor.

كَذَلِكَ نَبْلُوهُم بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

İşte biz itaatten çıkmakta olduklarından dolayı kendilerini böy­lece imtihan ediyorduk. Demek ayette ken­disine itaat eden kullarının dünya ve ahiret durumlarının hafifletileceğine, kendi­sine isyan eden kullarını ise, her türlü bela ve musibetlerle imtihan edileceğine işaret vardır. Bu da gösteriyor ki, günahlar ceza ve sıkıntıların sebebidir. Kula bela gelmez hak yazmadıkça hak bela vermez kul azmadıkça sözü tam buraya oturmaktadır.

وَإِذَ قَالَتْ أُمَّةٌ مِّنْهُمْ

Hani içlerinden bir ümmet (toplu­luk):

لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا اللّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا

“Allah’ın kendilerini helak edece­ği veya çetin bir azabla cezalandıraca­ğı bir kavme ne diye öğüt veriyorsu­nuz?” dediği zaman,

قَالُواْ

Onlar dediler ki

مَعْذِرَةً إِلَى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

Rabbinize özür beyan etmek için. Umulur ki onlar da sakınırlar” demiş­lerdi. Haddi aşanlar, bu durumlarından vazgeçmeyince, Müslümanlar onlara: “Artık biz sizinle beraber yaşayamayız” dediler. Bir duvarla şehri ikiye böldüler. Bundan sonra Şehir halkı üçe ayrılıyor: Bir kısmı balık tutup Allaha karşı gelenler. Bir kısmı onları bu işten nehyedip, yapmayın etmeyin Allah’ın emrine karşı gelmeyin diye uyaranlar. Diğer kısım ise; Balık tutmayan ama tutanlara da bir şey demeyenlerdi. Dönüyorum kıssaya

فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ

Ne zaman ki onlar kendilerine ya­pılan öğütleri unuttular.

أَنجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ

Biz de, kötülükten alıkoyup sebat edenleri kurtuluşa erdirdik.

وَأَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُواْ بِعَذَابٍ بَئِيسٍ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ

Zulmedenleri de, devam ettikleri fıskları, günahları yüzünden şid­detli bir azabla yakaladık.

فَلَمَّا عَتَوْاْ عَن مَّا نُهُواْ عَنْهُ

Bu suretle onlar söz dinlemeyip yasaklandıkları şeyleri yapmakta ısrar edince

قُلْنَا لَهُمْ كُونُواْ قِرَدَةً خَاسِئِينَ

Kendilerine: “Hor ve zelil may­munlar olun” dedik.

Evet, balık tutmayıp onları uyaranlar bir gün, otururlarken. Haddi aşanlardan hiç kimsenin dışarı çıkmadığını ve o taraftan garip seslerin geldiğini duyunca. Duvarın diğer tarafına geçtiler ve baktılar ki, şehirde insan yok ve her taraf maymun ve hınzırlarla dolu. Maymunlar, in­sanları tanıyorlar onların elbisesini kokluyor ve ağlıyorlardı. Kendilerine: “Biz seni uyarmadık mı?” de­nildiğinde başlarıyla “evet” işareti yapıyordu. Tefsirde gençlerin maymun, ihtiyarların hınzıra çevrildiği söylenmiştir.

Şimdi biz bir masal anlatmadık. Kuranda A’raf suresinde zikredilen bir kıssayı rabbimiz bizlere anlatıyor. Verilmek istenen mesaj ne. Bu kıssadan hissemiz ne? Bizler bu kıssaya sadece geçmişte yaşanan bir olay olarak bakamayız. Aslında bizim toplumumuzda böyle 3 e ayrılmış durumda değil mi? Onların bir yasağı vardı. Cumartesi balık avlamak. Şimdi onun yerine koyun faizi, zinayı, rüşveti, açık saçıklığı. Bizde bunlardan menedildik. Toplum aynen 3 e ayrılmış durumda. Bir kısmı bu günah ve haramları işleyenler, bir kısmı çok az olmasına rağmen onları uyarıp nasihat edenler. Birde hiçbir şeye karışmayıp nemelazım diyenler. Şimdi soruyorum kardeşlerim. Biz acaba bu 3 gruptan hangisindeyiz. Hangi grubun içindeyiz.

Allah’ın azabı geldiğinde biz hangi grubun içinde olacağız.

Eğer günaha harama dalmışsak vay halimize. Ya da banane neme lazım deyip emri bil maruf nehyi anil münker vazifemizi unutmuşsak yine vay halimize

Kurtuluş ancak Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla mümkündür. Ha sadece emirleri yapıp yasaklardan kaçmak ta yetmez. Bizler var gücümüzle insanlara hakkı anlatmalıyız. Onlara hidayet etmek bizim vazifemiz değil. O Allah’ın işi. Bizim vazifemiz iyiliği emretmek kötülüğü nehyetmektir. Çünkü o gün bundan hesaba çekileceğiz. Rabbimize karşı onları uyardık diyebileceğimiz bir mazeretimiz yoksa vay halimize.

Mesh, insanın suretinin değişmesi, hayvan suretine sokulması demektir ki bu kavmin başına gelen bunlardı. Mesh maddi surette olabileceği gibi manevi surette de olabilir. Suretler değil siretler değişebilir. Şimdi topluma baktığımızda siretlerin nasıl değiştiğini görmekteyiz. Üstadımız “bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse, kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayale gelir.” buyurmuştur.

Rabbimiz iyiliği emredip kötülüğü nehyeden, günahtan kaçan haramdan sakınan takva sahibi kullarından eylesin amin amin.

(112 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Comment (1)

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir