İçtihat yapmaya yeltenen mezhepsizler

Sevgili kardeşlerim, her meslek dalında, “bilgi birikimini” ifade eden unvanlar vardır. Asistan, doktor, doçent, profesör gibi kavramlar, bilgi birikimini ve bilgi yeterliliğini ifade eden unvanlardandır. Her meslekte bu tür unvanlar olduğu gibi, fıkıh ilminde de fıkıh âlimlerinin mertebe ve derecelerini bildiren unvanlar vardır. Her bir unvan, o mertebedeki fıkıh aliminin bilgi seviyesini bildirmektedir.Fıkıh ilmindeki bu unvanlar ve bilgi mertebeleri yedi kısımdır. Bu mertebeler şunlardır:1. Müctehid-i fiş şer’ tabakası: Bu, mutlak müctehid olan alimlerin mertebesidir. Bu âlimler, dört delil olan; Kur’an, sünnet, icma ve kıyastan hüküm çıkarmak için usul ve kaideler koymuşlar ve koydukları kaidelere göre hükümler çıkarmışlardır. İmam-ı Azam, İmam Şafi, İmam Malik ve Ahmed İbni Hanbel Hazretleri bu tabakadaki âlimlerdendir.

2. Müctehid-i fil mezheb tabakası: Bunlar mezhepte müctehid olan âlimlerdir. Yani bunlar, Hüküm çıkarmak için usul ve kaideler koyamamışlar, sadece mezhep imamlarının koyduğu kaidelere göre dört delilden hüküm çıkarmışlardır. İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve benzerleri bu tabakadadır.

3. Müctehid-i fil mesele tabakası: Bunlar sadece bazı meselelerde ictihad yapabilen âlimlerdir. Mezhep imamının bildirmediği ve hakkında ictihad yapmadığı meselelerde, mezhebin usul ve kaidelerine göre hüküm çıkarırlar. Ancak bu hükmün, mezhebin kaidelerine göre çıkartılması şarttır. İmam Tahavi ve İmam Serahsi, fıkıh ilminin bu tabakasındadır…

Evet, koca İmam Serahsi, mezhep imamının ictihad yaptığı bir konuda ictihad yapamıyor. Sadece, mezhep imamının ictihad yapmadığı bir meselede, o da mezhep imamının belirlediği usul ve kaidelere göre ictihad yapabiliyor.

Acaba, lakabı “İmamların Güneşi” olan İmam Serahsi Hazretleri ictihad yapamazken ve mezhep imamının sözünden dışarı çıkamazken, bu asrın insanına ne oluyor da ictihad yapmaya hevesleniyor, bunu anlamakta zorlanıyoruz.

4. Ashab-ı tahric tabakası: Bunlar, ictihad derecesinde olmayıp, sadece müçtehitlerin çıkardığı kısa ve kapalı bir hükmü açıklayan alimlerdir. Bunlar, delillerden hüküm çıkarmamışlardır. El-Cessas, bu tabakadaki bir âlimdir. Evet, meşhur el-Cessas, sadece bir mukallid, yani mezhep imamını birebir taklit eden bir âlim olup, ictihad yapamamıştır.

Ey daha Kur’an’ın manasını bile anlamadığı halde Kur’an’dan hüküm çıkarmaya çalışan kardeşim, sen el-Cessas’tan daha mı âlimsin ki, onun yapamadığı bir işe cüret ediyorsun? Bil ki bu cüretin, cehaletinden ve cehaletin verdiği cesaretten geliyor.

5. Ashab-ı tercih tabakası: Bunlar, müçtehitlerden gelen birkaç rivayet arasından birisini tercih edebilen alimlerdir. Bunlar mukalliddir. Mukallid, taklit eden demektir.

Ashab-ı tercih tabakası, fıkhî hükümlerde ictihad yapmamış, sadece mezhep imamlarını taklit ederek, onların ictihatlarıyla amel etmişlerdir. Bunların özelliği, aynı meselede yapılan birkaç içtihattan birisini tercih edebilmeleridir. Yani bir meselede birkaç görüş varsa, bunlar bu görüşlerden tercih ettikleri ile amel edebilirler. Ebu-l Hasan Kudûri ve emsalleri bu tabakadadır.

Şimdi bir düşünün, Ebu-l Hasan Kudûri gibi bir zat, ictihad yapamıyor ve sadece farklı görüşlerden birini tercih edebiliyor. O halde bazılarına ne oluyor da kolayca ictihad yapabiliyor ve pervasızca konuşabiliyorlar?!.

6. Ashab-ı temyiz tabakası: Bu mertebede bulunanlar da mukallid olup, bir mezhep imamına bağlıdırlar. Bunların özelliği, bir mesele hakkında gelen çeşitli rivayetleri kuvvetlerine göre sıralayıp yazabilmeleridir. Bunların kitaplarında reddedilen bir rivayet bulunmaz.

Ve geldik, fıkıh alimlerinin yedinci mertebesine.

7. Ashab-ı fetva tabakası: Bu tabakaya özellikle dikkat etmenizi istiyorum. Bu tabakadaki alimler, zayıf haberleri kuvvetlilerinden ayırabilen ve bir mezhep imamına bağlı olan mukallidlerdir. Bunlar, okuduklarını iyi anladıkları ve anlayamayan diğer mukallidlere açıkladıkları için, fıkıh âlimlerinden sayılmışlardır. Yani bunlara “fıkıhçı” denmesinin sebebi, müçtehitlerin eserlerini çok iyi anlayabildikleri içindir. Yoksa ictihad falan yapamazlar.

Ömer Nasuhi Hazretleri, “Hukuk-u İslamiye ve Istılahat-ı Fıkhiye Kamusu” isimli eserinde, müçtehitlerin bu yedi tabakasını izah ettikten sonra, İbni Abidin Hazretlerini yedinci tabakaya misal vermektedir.

İbni Abidin Hazretleri, dokuzuncu asrın en büyük Hanefi fıkıhçılarından olup, her bir cildi, dokuz yüzü aşkın sahifeden oluşan altı ciltlik “Reddü-l Muhtar” isimli fıkıh eserinin sahibidir.

Yani, günümüzdeki bütün fıkıhçıların kaynak kitap olarak kullandığı “Reddü’l-Muhtar” isimli eserin sahibi olan dokuzuncu asrın o büyük fıkıhçısı İbni Abidin Hazretleri, sadece mukallid olup, ictihad yapamıyor ve fıkhî meselelerde İmam-ı Azam Hazretlerini taklit ediyor, ona tabi oluyor.

Hâl böyleyken, nasıl olur da İbni Abidin Hazretlerinin yapamadığı ictihadı, daha O’nun yazdığı eseri okumaktan ve anlamaktan aciz insanlar yapabilir?..

İctihad yapmanın ne kadar zor olduğunu vereceğimiz şu örneklerle de anlayabilirsin:

“İnsanların ve Cinlerin Müftüsü” lakabıyla meşhur olan Şeyhülislam Ebu-s Suud Efendi, asrının güneşi olan ve “Hüccetü’l-İslam” yani “İslam’ın Delili” lakabıyla meşhur olan İmam-ı Gazali hakkında şöyle der:

“İctihada ait meselelerde, müçtehid olmayan İmam Gazali ve emsallerinin sözlerine itimat caiz değildir.”

Düşün bir kere, İmam-ı Gazali gibi bir Hüccetü-l İslam ictihad yapamıyor ve fıkhi meselelerde İmam Şafi’nin mezhebine girerek ona tabi oluyor. Ve Ebu Suud Hazretleri: “İmam-ı Gazali’nin, kendi mezhebine ters düşen bir sözü olursa, ona itibar edilmez.” buyuruyor.

Şimdi size soruyorum:

– İmam-ı Gazali gibi, asrının güneşi olan bir allame bile ictihad yapamazken ve İmam Şafi Hazretlerine tabi olurken, bazı insanlara ne oldu da ictihada heveslendi?
– Acaba onlar İmam-ı Gazali’den daha mı âlimler ki, İmam-ı Gazali’nin yapamadığı bir işi yapıyorlar?

Yine Celaleddin-i Suyuti Hazretleri ki, ezberinde 200.000 hadis-i şerifi vardı. Ve yakaza dediğimiz uyanıklık âleminde tam yetmiş defa Peygamberimiz (asm) ile görüşmüştür. Yani Efendimiz (asm), vefatından sonra tam yetmiş kere Celalettin-i Suyuti Hazretlerine misafir olmuş ve ona temessül etmiştir. Acaba, Celalettin-i Suyuti Hazretleri nasıl bir makama sahipti ki, yetmiş defa Efendimiz (asm)’in sohbetine mazhar olmuş?!.

Aynı zamanda bu zat değişik ilimlerde tam dört yüz eser yazmıştır. İşte böyle bir zat ictihad yapmak istediğinde, zamanının âlimleri: “İctihad devri geçmiştir. Sen ictihad yapmaya muktedir değilsin.” diyerek, O’nu ictihattan menetmişlerdir.

Şimdi yine soruyorum:

– 200.000 hadisi senetleriyle ve ravileriyle ezberleyen, dört yüz değişik eserin müellifi olan ve yetmiş defa Efendimiz (asm)’in sohbetine uyanıkken mazhar olan bir zat ictihad yapamıyor da onun yapamadığını bu zamanın mezhepsizleri mi yapıyor?

– Acaba onlar kendilerini Suyuti Hazretlerinden daha mı âlim zannediyorlar?

– Onun ezberinde 200.000 hadis vardı. Sizin ezberinizde 200 hadis var mı?..

– Siz ve emsaliniz, Suyuti Hazretlerinin eserlerini anlamaktan bile acizsiniz. Nerde kaldı, ona yetişmek ve onu geçmek!..

Allah Ümmet-i Muhammedin evlatlarını, bu mezhepsizlerin şerrinden muhafaza etsin. Amin…

(39 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir