16. “İmana zulmü bulaştırmak” ne demektir?

Tekfir konusunun On altıncı dersindeyiz. Tekfir: Kişiyi küfre nispet etmek ve kâfir olduğunu söylemektir.

Maalesef günümüzde bazı Müslümanlar, günah işleyenleri tekfir etmekte; onları kâfir olmakla itham etmektedirler. Günah işlemeyi küfür kabul eden bu zihniyete göre, büyük günah işleyen herkes kâfirdir. Halbuki Ehl-i sünnet itikadına göre, büyük günah işlemek kişiyi dinden çıkarmaz ve kâfir yapmaz.

Bu dersimize kadar, büyük günah işlemenin, kişiyi kâfir yapmadığını, 12 delille ispat ettik ve tekfircilerin 2 sözüne cevap verdik. Bu dersimizde, onların Üçüncü sözlerine cevap vereceğiz.

Onlar diyorlar ki: En’am suresi, 82. ayette şöyle buyrulmuş:

اَلَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ  İman edip de imanlarına zulmü bulaştırmayanlar   أُولئكَ لَهُمُ الأَمْنُ  İşte güven onlarındır -yani onlar, azaptan emniyet içindedir, azaptan korkmazlar-  وَهُمْ مُهْتَدُونَ  ve onlar doğru yolu bulanlardır.

– Bu ayet-i kerimede, imanlarına zulmü bulaştırmayanların, güven içinde olduğu ve onların doğru yolu bulduğu beyan buyrulmuştur. Ayetteki “zulümden” maksat, büyük günahlardır. Güven içinde olmak, imana zulmü bulaştırmayanlara, yani büyük günah işlemeyenlere has kılındığına göre; imanlarına günahı bulaştıranlar, yani büyük günah işleyenler, güven içinde ve doğru yolda değildirler. Bu da onların, mümin olmamasını iktiza eder.

İşte onlar böyle diyorlar. Şimdi mezkûr ayetin izahını yapalım. İzahını yaptığımızda, meselenin, hiç de onların dediği gibi olmadığını göreceksiniz.

Ayet-i kerimede, iman edip de imanlarına zulmü bulaştırmayanlar,  buyurulmuş. Buradaki zulüm, büyük günah olmayıp şirktir, Allah’a ortak koşmaktır. Nitekim Lokman suresinde şöyle buyurulmuş:

  إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ  Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür. (Lokman, 31/13)

Bakın bu ayette, şirke “zulüm” denmiş ve şirkin büyük bir zulüm olduğu beyan buyrulmuş. İşte tahlilini yaptığımız ayetteki “zulüm” de şirktir ve ayetin manası şöyle olur:

 İman edip de imanlarına zulmü, yani şirki bulaştırmayanlar, işte güven onlar içindir ve onlar hidayet bulanların ta kendileridir.

İşte ayetin manası budur.

Bunun böyle olduğunun delil şudur:

İzahını yaptığımız ayet, En’am suresinin 82. ayetidir. Bu ayet, Hz. İbrahim’in kıssasının anlatıldığı bölümde geçmektedir. Bu kıssa başından sonuna kadar, şirki reddetmek hususunda nazil olmasıdır. Bu kıssada, itaat ve ibadetler zikredilmemiş; tevhid ve iman zikredilmiştir. Bu sebeple, ayetteki “zulmü”, “şirk” manasına hamletmek gerekir.

Eğer bu yaptığımız izaha itiraz edilip, “Yok, biz ayetteki ‘zulmü’ büyük günaha hamlederiz.” denilirse, biz de deriz ki: Hadi büyük günaha hamledin. İyi de bundan günah işleyenin, kâfir olacağı neticesi çıkmaz ki. Bu durumda ayet şöyle izah edilir:

Müslümanların günahkârlarını, yani size göre, imanlarına büyük günah bulaştıranları, Allah korkuyla tehdit etmiş; onlar için, emniyetin olmadığını beyan buyurmuştur. Emniyetin olmaması, azabın ebedi olmasını gerektirmez. Ahirette nice anlar vardır ki, peygamberler dahi güven içinde olamayacak, “nefsî, nefsî” diyerek korkacaklardır. Günahkârların korkusu ise, çok daha uzun bir süre devam edecektir. İşte ayet, bu durumu anlatmaktadır.

Ayrıca, azabın ebedi olduğuna dair, ayette hiçbir işaret yoktur. Allah dilerse, günahkârları korkularından sonra affeder; dilerse, günahları kadar azap edip, sonra cennete sokar. Mesele bu kadar basittir. Ve bu ayetin, günah işleyenin kâfir olacağına dair, hiçbir delaleti yoktur.

Dersimizi burada noktalayalım. Bir sonraki derste görüşünceye kadar, Allah’a emanet olun…

(68 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir