Kabirde başımıza neler gelecek?

Sevgili kardeşlerim, İmam Buhari ve Müslim’in, Hz. Enes (ra)’dan rivayet ettiği çok mühim bir hadisi sizlerle paylaşacağız.

عَنْ أَنَسِ ابْنِ مَالِك ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم  Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

اَلْعَبْدُ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ  Kul kabrine konulduğu zaman

وَتَوَلَّى وَذَهَبَ أَصْحَابُهُ  O kulun arkadaşları ondan yüz çevirip gitmeye başladığında

حتَّى إنَّه لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ O kul, arkadaşlarının ayakkabılarının tıkırtısını işitir. -Artık o tıkırtılar onun için yalnızlığın ayak sesleri gibidir.-

أتَاهُ مَلَكَانِ  Ona iki melek gelir. -İsimleri Münker ve Nekir olan iki melek. Evet, kardeşlerim, sorgu başlıyor. Öyle kabre geçip yatmak yok. Her şey şimdi başlıyor.-

فَأَقْعَدَاهُ  O iki melek onu hemen oturturlar.

فَيَقُولَانِ لَهُ  Ve ona derler ki:

مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ  Muhammed sallahu aleyhi ve sellem hakkında ne der idin?

فيَقولُ  O kul der ki:

أشْهَدُ أنَّهُ عَبْدُ اللَّهِ ورَسُولُهُ  Şehadet ederim ki, O, Allah’ın kulu ve resulüdür.

فيُقَالُ  Melekler derler ki:

اُنْظُرْ  Bak! -Nereye bakacak?-

إِلَى مَقْعَدِكَ مِنَ النَّارِ  Ateşten olan makamına bak. -Çok ilginç değil mi? ilk önce ona ateşten olan makamı gösterilir. Sonra-

أبْدَلَكَ اللَّهُ بِهِ مَقْعَدًا مِنَ الْجَنَّةِ  Allah ateşten olan o makama bedel sana Cennet’ten bu makamı verdi (denilir).

Evet her şey zıddıyla bilinir. Eğer iman ile gelmeseydin gireceğin ateş böyle bir ateşti diye, ilk önce ateşteki makamı gösterilir ki, nasıl bir nimete mazhar olduğunu anlasın.

فَيَرَاهُمَا جَمِيعًا  O kul iki makamının ikisini de görür. -Artık ateşten kurtulduğuna mı sevinsin, yoksa Cennet’teki makamını gördüğüne mi? O kulun sevincini siz hayal edin.-

وأَمَّا الكَافِرُ أَوِ الْمُنَافِقُ  Kafirlere ve münafıklara gelince… -Dünyadan iman vesikası ile göçememiş, küfür üzere ölmüş. Aynı sualler ona da sorulur.-

فيَقولُ  O kul der ki:

لاَ أَدْرِي كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ  Bilmiyorum. İnsanlar ne derse ben de onu diyordum.

فيُقَالُ  Melekler derler ki:

لاَ دَرَيْتَ ولَا تَلَيْتَ  Bilemedin, bilenlere de tabi olmadın.

ثُمَّ يُضْرَبُ  Sonra vurulur. -Peki ne vurulur?-

بمِطْرَقَةٍ مِنْ حَدِيدٍ  Demirden bir topuzla ona vurulur.

ضَرْبَةً  Tek bir vuruş.

بَيْنَ أُذُنَيْهِ  iki kulağının arasına. -Hadis âlimleri iki kulağın arası olarak: “Alnı da olabilir, ensesi de olabilir.” demişler.-

فَيَصِيحُ   O kişi feryat eder.

 صَيْحَةً  Öyle bir feryat ile feryat eder ki,

يَسْمَعُهَا مَن يَلِيهِ إلَّا الثَّقَلَيْنِ  Ölüye yakın olan cinler ve insanlar müstesna her şey o feryadı işitir. (Buhari, Sahih-i Buhari, 1338; Müslim, 2870)

Evet kardeşlerim! Kabir var, kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Her gün ölen 350 bin insan, cenazelerinin lisanıyla bu sözümüzü tasdik ediyor. Evet, bizler öleceğiz ve o girmek istemediğimiz kabre yemin olsun gireceğiz; ama nasıl gireceğiz, tüm mesele bu…

İman ile mi gireceğiz, küfür ile mi gireceğiz? Eğer iman ile girersek, kabir bize Cennet bahçelerinden bir bahçe olacak. Yok, iman vesikasıyla giremezsek, kabir bize Cehennem çukurlarından bir çukur olacak.

Üstadımız Bediüzzaman Said-i Nursi hazretlerinin ifadesiyle; hepimizin iman mukabilinde, bu yeryüzü kadar bağlar ve saraylar ile süslü, baki ve daimî bir mülkü kazanmak veya kaybetmek davası başımıza açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde edemezsek vallahi kaybedeceğiz. Ve bu asırda yanlış itikatlar, sapık fikirler ve rahatça işlenen günahlar sebebiyle çoklar o davasını kaybediyor.

Şimdi nefsimize soruyoruz: Acaba bizler bu davayı kaybetsek, kabre iman ile giremezsek,  kaybettiğimiz bu davanın yerini, bütün dünya saltanatı bize verilse doldurabilir mi? Dünyada sultan olsak, ağa olsak, paşa olsak ne yazar?

Başımıza böyle bir dava açılmışken, ebedî dünyada kalacak gibi boş, malayani ile iştigal etmek, cenneti kazanmak için geldiğimiz şu dünyadan, cehenneme odun olarak göçmek nasıl bir hüsrandır!

Kardeşlerim, ebed yolunda seyahat eden bizlerin en mühim vazifesi, iman ile kabre girmektir. O iman ki, hem ebedi saadetin anahtarıdır, hem o âleme geçişte bir pasaporttur, hem de o âlemi aydınlatacak bir nurdur. İman varsa; elemler lezzetlere, nar nura, karanlıklar aydınlığa, hüzünler sevince inkılap edecektir.

Öyleyse bizim en önemli vazifemiz, imanın ders ve takviyesidir. Bunun için de imanımızı taklitten tahkike çıkaracak eserleri bulmak, okumak, mütalaa etmek ve o hakikatleri önce akla sonra kalbe ve diğer latifelere hazmettirmeliyiz.

Rabbimiz bizlere imanı nasip ettiği gibi, o imanı muhafaza etmeyi ve razı olacağı bir imanla bu dünyadan göçmeyi de nasip etsin. Amin.

(31 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir