İçtihat yapmanın zorluğuna dair örnekler

Sevgili kardeşlerim, nasıl bir zamanda yaşıyorsak, eline Kur’an’ı alan, mealini okuyup ichitad yapıyor. Herkes müçtehid olmuş, allame olmuş… İstedik ki, ictihad yapmanın zorluğuna dair bir kaç örnek verelim. Belki bu sözde müçtehitlerin de aklı başına gelir, hatalarından dönerler. “İnsanların ve Cinlerin Müftüsü” lakabıyla meşhur olan, Şeyhülislam Ebu-s Suud Efendi, asrının güneşi olan ve “Hüccetü’l-İslam” yani “İslam’ın […]

“Benim İmam-ı Azam’dan ne eksiğim var” diyenlere…

Sevgili kardeşlerim, bazıları şöyle diyor: “Ben de alimim. Niçin ictihad yapmayayım? İmam-ı Azam ve emsallerinden ne eksiğim var?” Biz de onun bu sözüne karşı deriz ki: Hakikatin mahiyeti bir olmakla birlikte, fertlerdeki tarz-ı tahakkuku farklı farklıdır. Mesela: Sinek de uçar, ama kartal gibi değil… Buğday da sümbül verir, ama ağaç gibi değil. Ayna da Güneş’i […]

İslamoğlu’nun “Makâm-ı mahmûd” uydurması

Sevgili kardeşlerim, bu dersimizde, Mustafa İslamoğlu‘nun “makâm-ı mahmûd” hakkındaki sözünü tahlil edecek ve sözünün ne kadar yanlış olduğunu göstereceğiz. Önce Mustafa İslamoğlu ne diyor, sözüne dinleyelim: “Evet, seni övülmüş bir makama ulaştırır, Medine’ye ulaştırır yani. Öyle böyle uçtu kaçtı değil yani. İşte müfessirlerin ve bugünkü Batınilerin istismar ettiği gibi makâm-ı mahmûd orada Medine’dir.” İşittiniz… Makâm-ı mahmûd Medine’ymiş. Bütün […]

İslamoğlu’nun “emek veren, umud eden Allah” tasavvuru

Sevgili kardeşlerim, bu dersimizde, Mustafa İslamoğlu’nun bir sözünü tahlil edicez. Önce Mustafa İslamoğlu ne diyor, sözüne dinleyelim. “Evet, seni övülmüş bir makama ulaştırır, Medine’ye ulaştırır yani. Öyle böyle uçtu kaçtı değil yani. İşte müfessirlerin ve bugünkü Batınilerin istismar ettiği gibi makâm-ı mahmûd orada Medine’dir. Dolayısıyla bu anlamda Allah umuyor, umut ediyor yani. Birileri bunu söyleyince […]

İçtihat yapmaya yeltenen mezhepsizler

Sevgili kardeşlerim, her meslek dalında, “bilgi birikimini” ifade eden unvanlar vardır. Asistan, doktor, doçent, profesör gibi kavramlar, bilgi birikimini ve bilgi yeterliliğini ifade eden unvanlardandır. Her meslekte bu tür unvanlar olduğu gibi, fıkıh ilminde de fıkıh âlimlerinin mertebe ve derecelerini bildiren unvanlar vardır. Her bir unvan, o mertebedeki fıkıh aliminin bilgi seviyesini bildirmektedir.Fıkıh ilmindeki bu unvanlar ve […]

Cahil fetvacılar ve ehl-i sünnete düşen vazife

Sevgili kardeşlerim, Abdullah ibni Amr Hazretlerinden nakledilen bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ  Şüphesiz Allah Teala  لاَ يَنْزِعُ العِلْمَ بَعْدَ أَنْ أَعْطَاهُمُوهُ اِنْتِزَاعًا  insanlara ilmi verdikten sonra onu söküp almaz. Yani insanlar alim olarak yatıp cahil olarak kalkmaz. Allah Teala, bildiklerini bir anda insanlara unutturmaz. Peki, Rabbimiz ilmi kaldırmak isteyince ne yapar?.. […]

“Ben de dinde hüküm çıkarabilirim” sözünü analiz edelim

Sevgili kardeşlerim, bazıları diyor ki: “Ben Kur’an ve hadisten kendi hükmümü kendim çıkarabilirim. Dört mezhep alimleri de Kur’an ve hadislerden hüküm çıkarmış. Kaynak belli, öyleyse bunu ben de yapabilirim.” Onların bu sözlerine karşı biz de deriz ki: Bir eczacı, çiçeklerden ilaç yapar. Hâl böyleyken, “Bütün ilaçlar çiçeklerden yapılmıştır. Eczaneden almaya ne gerek var.” diyerek dağlara […]

Zanna uymak mı? Rehber tutmak mı?

Sevgili kardeşlerim, Cenab-ı Hakk’ın iki farklı kitabı; bu iki kitabın kendine mahsus ayetleri vardır. Rabbimizin birinci kitabı, kelam sıfatından gelen Kur’an’dır. Bu kitabın ayetleri malumunuzdur… İkinci kitap ise, kudret sıfatından gelen kâinat kitabıdır. Yaratılan her bir varlık, bu kâinat kitabının bir ayetidir. Bir kuştan tutun, yıldızlara kadar; bir kelebekten tutun, galaksilere kadar, her bir şey ve her […]

Asrımızın haddini bilmezlerine

Kardeşlerim, nerden nereye geldik, şöyle bir tefekkür edelim… Hakkın hakim olduğu ve ilmin manasının bilindiği zamanlarda, ilim talebesi olabilmek için önce hafız olmak lazımdı. Bir kişi bir medreseye ilim okumak niyetiyle gitse, önce ona: “Hafız mısın?” sorusu sorulur; eğer hafız değilse, “Git hafız ol gel, ilme öyle başla.” denilirdi. İşte bir zamanlar, hafız olmayanlar ilim talebeliğine bile kabul edilmiyordu. Şimdiyse, […]

İsra bedenle olmuştur.

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى   Kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yürüten zatı tesbih ederiz. Bu ayet-i kerime bütün müfessirlerin ittifakıyla, İsra hadisesinden, yani Peygamberimizin Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya olan seyahatinden haber vermektedir. Konuyla ilgili rivayetleri ve detaylı açıklamaları hadis ve tefsir kitaplarına havale ederek, bu makamda İsra hadisesinin beden […]