“Kişi sevdiği ile beraberdir.” hadisinin izahı

Bu dersimizde,   اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ Kişi sevdiği ile beraberdir. (Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165)  hadisinin izahını yapacağız.

İbni Hacer Hazretlerinin beyanına göre, bu hadis-i şerif, yirmi kadar sahabe tarafından nakledilmiştir. Buna rağmen hadis inkârcıları, bu hadise ilişerek diyorlar ki:

Kişi ahirette sevdiği ile nasıl beraber olur? Mesela basit bir adam, Peygamberimiz (asm) sevdi. Bu durumda onunla beraber olabilmesi için, Peygamberimizin yanında olması lazım. Hâlbuki Peygamberimizin makamı nerede, o kişinin cennetteki makamı nerede? Eğer herkes sevdiği ile beraber olacaksa, cennette derecenin olmaması gerekir. Herkes Peygamberimizi sevdiğine göre, herkesin o makamda bulunması lazım gelir. Bu ise muhaldir. Bu da ispat eder ki, bu hadis sahih değildir…

İşte onlar böyle diyorlar. Hep diyoruz ya hem bilmiyorlar, hem de bilene sorup öğrenmiyorlar. Şimdi biz bu meselenin izahını, Üstad Bediüzzaman Hazretlerine soralım, ondan öğrenelim. Üstad Hazretlerinin, Yirmi Sekizinci Söz isimli eserinden iktibas ederek, meseleyi anlatalım:

Gayet güzel ve şaşaalı bir bağda olduğumuzu farz ediyoruz. Son derece zengin bir zat, burayı öyle bir şekilde tanzim etmiş ki; içinde her nimet bulunur. Her duygu burada tatmin edilir. Mesela, öyle sofralar kurmuş ki, o sofralarda yok yok. Tat alma duyusunu tatmin edecek her lezzetli nimet, bu sofralarda bulunur. Bu yeri öyle sanatlı eserlerle donatmış ki, görme duyusunun hoşuna gidecek bütün güzellikler, burada bulunur. Burada öyle güzel sesler var ki, işitme duyusu, her yönüyle burada tatmin olur. Burada öyle güzel kokular var ki, koklama duyusu burada mest olur. Ve burada öyle manzaralar var ki, hayal kuvveti acayip keyif alır… Bunlar gibi, bütün zahiri ve batıni duyular, burada lezzetlenir, keyif alır, tatmin olur.

Şimdi buraya iki dost girdi. Aynı sofraya oturdular. Fakat birisinin tat alma duyusu, pek az gelişmiş. Gözü de az görüyor. Burnu, kokuların farkını fark edemiyor. Garip sanatlardan da pek anlamıyor, antika şeyleri bilmiyor… İşte bu kişi, o gezinti yerinin güzelliklerinden, oradaki lezzetlerden ve oradaki nimetlerden, ancak binde birinden istifade edebilir.

Arkadaşı olan diğer kişininse, bütün zahiri ve batini duyuları; akıl, kalp, his ve latifeleri, o derece gelişmiş, o mertebe inkişaf etmiş ve o kadar mükemmel ki; o gezinti yerindeki bütün incelikleri, güzellikleri, letâifi ve garip sanatları hissedip zevk ediyor. Birinci kişinin o yerden aldığı lezzet bir iken, bunun aldığı lezzet bin oluyor.

İşte iki arkadaş omuz omuza, aynı yerde, aynı sofrada; fakat lezzetleri ve keyifleri, birbirinden farklı…

Meseleyi biraz daha somutlaştıralım:

Mesela, mesleği gurmelik olan kişiler var. Bu kişilerin lezzet alma duyusu o kadar gelişmiş ki, bir lokmayı ağızlarına attıklarında, yemekte kullanılan bütün maddeleri sayabiliyorlar. Aynı lokmayı biz ağzımıza attığımızda, bu lezzetlerin hiçbirinin farkına varamıyoruz. Şimdi böyle bir kişiyle aynı sofrada olsak, aynı yemeğe kaşık uzatsak, bizim o yemekten aldığımız lezzet bir ise, onun aldığı lezzet ondur, yüzdür…

Yine mesleği, koklamak olan insanlar var. Tek yaptıkları iş, parfüm firmalarının yeni ürünlerini koklamak. Bu kişilerin koku alma duyusu öyle gelişmiş ki, kokunun en derinine nüfuz edip, bizlerin alamadığı kokuları hissedebiliyorlar. Şimdi böyle bir kişiyle aynı kokuyu koklasak, bizim o kokudan aldığımız lezzet bir ise, onun aldığı lezzet yüzdür, bindir.

Yine bazı kişilerde, sanata karşı büyük bir ilgi, bir bilgi birikimi ve sanatı seyretmekle keyif alma duygusu vardır. Böyle bir kişiyi Ayasofya camiine soksanız, bir duvarını akşama kadar seyreder de doymaz. Hâlbuki biz o duvara beş dakika baksak, sıkılırız.

Demek aynı şeyi yemekle, aynı şeyi koklamakla, aynı mekânda bulunmakla aynı keyif alınmıyor, aynı lezzet hissedilmiyor.

Aynen bunun gibi, cennette dost dostuyla beraberken; bir bedevi, bir peygamberin yanındayken her birisi kendi derecesine göre, Allah’ın nimetlerinden hisselerini alırlar. Yan yana olmak demek aynı keyfi sürmek, aynı lezzeti almak demek değildir. Herkes dünyadaki ameline göre ve cennetteki derecesine göre bir lezzet alır.

Ayrıca Üstad Hazretlerinin ifadesiyle, “Cennet öyle bir mekândır ki, kişilerin bulundukları cennetler farklı farklı olsa da bu, beraber olmalarına mani olmaz.”

Cennetin sekiz tabakası olup, bunlar birbirinin üstündedir, hepsinin çatısı da Arş-ı Azam’dır. Nasıl ki koni şeklindeki bir dağın etrafında, birbiri içinde, birbirinden yüksek, temelinden zirvesine kadar surlu mekânlar bulunsa; o mekânlar birbirinin üstündedir, fakat birbirinin güneşi görmelerine mâni olmaz; içlerinden geçilebilir ve birbirine bakar. İşte cennet de böyledir. En alt cennette olan bir mümin, üstteki cennetleri geçerek, Peygamber Efendimiz (asm)’a misafir olabilir. Onun sofrasına oturup, onunla sohbet edebilir…

Dersimizi burada noktalayalım. Allah’a emanet olun…

(352 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir