Mezhepsizlerin en saçma sorusu: Peygamberimiz hangi mezheptendi?

Mezhebi inkar edenler şöyle soruyorlar: “Peygamberimiz hangi mezheptendi?” Bu soruya muhatap olan kişi: “Peygamberimizin mezhebi yoktu.” dese, bu sefer soru sahibi: “O zaman bu mezhepler nereden çıktı?” diyecek. Yok eğer, “Peygamberimiz Hanefi idi, ya da Şafi idi…” dese, bu sefer de bir mezhebi Peygamberimize isnat ederek hata etmiş olacak. Eğer cevap vermeyip sükût etse, bu sefer de soru sahibine mağlup olmuş ve onun haklılığını tasdik etmiş olacak…

Bu sorunun cevabını burada verelim ki, mezhebe tabi olanlar, mezhepsizlerin bu saçma sorusu altında ezilmekten kurtulsun. Sorunun cevabında misal dürbününü kullanacağız. Şimdi size üç misal vereceğiz:

Birinci Misal:

Bir su kaynağını ve bu kaynağın oluşturduğu bir havuzu hayal ediyoruz. Havuzun suyu dört farklı kanala dökülüyor olsun. Kaynaktan akan suyun da dört rengi var; mavi, kırmızı, sarı ve yeşil.

Bu dört renk, havuzda karışık bir şekilde bulunurken, kanallara doğru yöneldiğinde, her kanala bir renk giriyor. Suyun mavi rengi bir kanala, kırmızı rengi bir kanala, sarı rengi bir kanala ve yeşil rengi de bir kanala.

Şimdi, havuzun yanında duran ve bu dört kanaldaki dört farklı rengi gören kişi soruyor: “Bu havuzun rengi nedir?”

Şimdi biz “mavi” desek, havuz mavi değil; “kırmızı” desek, havuz kırmızı da değil; “yeşil” desek, yeşil de değil; “sarı” desek, sarı da değil.

Eğer, “Bu sular bu havuzdan gelmiyor.” desek, bu da doğru değil. Yok eğer cevap vermesek, bu da soru sahibini sevindirecek.

O halde ona şu cevabı vermek gerekir ki, hem doğrudur, hem de hakikattir: Su kaynağı ve havuz, bu renklerin hiçbiri değildir. Belki bu kaynak ve havuz öyle bir renktedir ki, bütün bu renkleri içinde barındırıyor ve bütün bu renkler ona aittir. Her kanal, kendi kabiliyeti nispetinde, havuzun bir rengini gösteriyor.

Aynen bunun gibi, Peygamberimiz (asm) da ilahî bir kaynak ve vahyin havuzudur. Bu havuzun ab-ı hayatı hükmünde olan şer’i hükümlerse, kanallar hükmünde olan mezheplerle bize ulaşmaktadır. Her mezhep, bu havuzun -tabir-i caizse- bir rengini bizlere ulaştırmakta ve o ab-ı hayatı içmemize vesile olmaktadır. Demek Efendimiz (asm) ne Hanefidir, ne Şafidir, ne Malikidir ve ne de Hanbeli. Efendimiz (asm), bütün bu mezheplerin hükümlerini, şeriatında cem etmiş bir havz-ı ilahidir ve bir menba-ı hakikattir.

İkinci Misal:

Bir ağaç hayal ediyoruz ki, bu ağacın dört dalı ve her dalında da farklı bir meyve var. Bir dalında elma, bir dalında üzüm, bir dalında hurma ve bir dalında da çilek. Bir akılsız, bu muhteşem ağaca bakıyor ve diyor ki: “Bu ağaç ne ağacıdır?” Eğer “Elma ağacıdır” desek, bu sefer daldaki üzümleri inkâr edecek; eğer “Üzüm ağacıdır” desek, bu sefer de hurmaları inkâr edecek; yok eğer “Hurma ağacıdır” desek, bu sefer de diğer meyveleri inkâr edecek.

Ona verilecek cevap şudur: Bu ağaç öğle bir ağaçtır ki, yetiştirdiği hiçbir meyvenin adı ile anılamaz. Belki bu ağaç, bütün bu meyveleri bünyesinde barındıran bir mucize-i kudrettir.

Aynen bunun gibi, Peygamberimiz (asm) da -tabiri caizse- böyle ilâhi bir ağaçtır. Bu ağacın dört dalı, dört mezheptir. Her dalında nübüvvetin farklı meyveleri vardır.

Peygamberimiz (asm) ne Şafidir, ne Maliki, ne Hanefi, ne de Hanbelî. Peygamberimiz, bütün bu mezhepleri çekirdeğinde ve gövdesinde barındıran bir şecere-i rahmettir.

Üçüncü Misal:

Güneşin yedi renginin aksini gören bir akılsız der ki: “Güneş mavi midir? Kırmızı mıdır? Yeşil midir? Ve hâkeza…”

Şimdi “mavi” desek, Güneş mavi değil; “kırmızı” desek, Güneş kırmızı da değil; “turuncu” desek, Güneş turuncu da değil, ya da başka bir rengi söylesek, Güneş o renkte de değil.

O halde doğrusu şudur: Güneş, bütün bu renkleri içinde barındıran bir cism-i Rabbanidir ki, bu yedi renk onun madeninden çıkar.

Aynen bunun gibi, Peygamberimiz (asm) dahi böyle parlak bir güneştir. Dört mezhep, bu güneşin renkleridir. Bu ilahî güneş, bu renklerin hiçbiriyle isimlendirilemez. Ancak denilir ki, bu dört renk, yani dört mezhep, bu güneşten süzülmüş ve güneşin bir cihetini gösteren akislerdir. Bu güneş, bu renklerin hepsine sahiptir. O’nun adı ne Hanefi, ne Maliki, ne Şafi, ne de Hanbelidir. O’nun adı, Şems-i Hakikat-i Muhammedidir (aleyhissalatü vesselam).

Allaha emanet olun.

(34 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir