a
Ana SayfaFatiha Suresi44. Sual: Cenab-ı Hak ganiyy-i mutlaktır. Âlemde bu kadar dalaletleri ve pek çirkin…

44. Sual: Cenab-ı Hak ganiyy-i mutlaktır. Âlemde bu kadar dalaletleri ve pek çirkin…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Sual: Cenab-ı Hak ganiyy-i mutlaktır. Âlemde bu kadar dalaletleri ve pek çirkin fena şeyleri yapan nev-i beşerin yaratılışında ne hikmet vardır?

Cevap: Kâinatta maksud-u bizzat ve külli ve şümullü olarak yaratılan ancak kemaller, hayırlar, hüsünlerdir. Şerler, kubuhlar, noksanlar ise hüsünlerin, hayırların, kemallerin arasında görülmeyecek kadar dağınık ve cüz’iyet kabilinden tebeî olarak yaratılmışlardır ki hayırların, hüsünlerin, kemallerin mertebelerini, nevlerini, kısımlarını göstermeye vesile olsunlar ve hakaik-i nisbiyenin vücuduna veya zuhuruna bir mukaddime ve bir vâhid-i kıyasi olsunlar. (İşârâtü’l-İ’caz)

Her mahlukun bir hakaik-i sabitesi ve bir de hakaik-i nisbiyesi vardır. Hakaik-i sabite gözle görülen, elle tutulan ve vücud-u haricisi olan hakikatlerdir. Allah’ın iradesi ve kudreti bir şeye taalluk ettiğinde o şey hakaik-i sabitesiyle vücud bulur.

Hakaik-i nisbiyeye ise irade ve kudret taalluk etmez, çünkü hakaik-i nisbiyenin bir vücud-u haricisi yoktur. Hakaiki nisbiyeye sağ-sol, aşağı-yukarı, küçük-büyük, güzel-çirkin gibi kavramları örnek olarak gösterebiliriz. Bunların bir vücud-u haricisi yoktur; nisbi hakikatlerdir. Mesela:

– Bir kimse birine göre sağdadır, diğerine göre soldadır.

– Üçüncü kat ikinci kata kıyasla üsttedir, dördüncü kata kıyasla alttadır.

– Kedi bir file kıyasla küçüktür, karıncaya kıyasla büyüktür.

– Sinek kelebeğe kıyasla çirkindir, filan böceğe kıyasla güzeldir.

İşte bu gibi hakikatlere hakaik-i nisbiye denir. Bunların vücud-u haricisi olmamakla birlikte, eşyanın keşfinde ve mahiyetinin anlaşılmasında büyük vazifeleri vardır. Bizler göreceli hakikatleri bu hakaik-i nisbiye sayesinde anlarız. Mesela:

– Bütün varlıkların rengi tek bir renk olsaydı, bizler değil diğer renkleri, renk kavramını bile bilmezdik.

– Yine bütün çiçeklerin kokusu aynı olsaydı, bizler değil diğer kokuları, koku mefhumunu bile anlayamazdık.

– Ya da dünyadaki ısı sabit olsaydı, bizler soğuğu ve sıcaklığın mertebesini bilmez; sıcaklıktan ve soğuktan habersiz olurduk.

“Eşya zıddıyla bilinir.” kaidesince, hakaik-i nisbiye olmalıdır ki eşyanın mahiyeti anlaşılsın, kıyas yapılarak sıfatları ortaya çıksın.

Bu sır sebebiyle, nasıl ki güzel bir bahçe yapan, o bahçenin güzelliğini ortaya çıkarmak için bahçeye şekilsiz taşlar, mizansız şeyler koyar; ta ki bahçenin güzelliğine bir vahid-i kıyas olsun, güzelliğin hakaik-i nisbiyesini ortaya çıkarsın. Aynen bunun gibi, Cenab-ı Hak da şu âlemdeki güzellik, hüsün, hayır gibi hakaik-i nisbiyenin zuhuru için şerleri, çirkinlikleri, kubuhları yaratmış ki bunlar hakaik-i nisbiyenin tahakkukuna hizmet etsin.

Evet, kış olmasaydı yazı bilmezdik, gece olmasaydı gündüzü bilmezdik, açlık olmasaydı tokluğu bilmezdik. Aynen bunlar gibi, çirkinlik olmasaydı güzelliği, şer olmasaydı hayrı, noksanlık olmasaydı kemali ve kubuh olmasaydı hüsnü bilmezdik.

Bu mesele daha detaylı bir şekilde 18. Söz’ün 2. Noktasında ve 24. Mektup’ta izah edilmiş. Bu bölümleri de okumanızı tavsiye ediyorum. Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:

Sual: Cenab-ı Hak ganiyy-i mutlaktır. Âlemde bu kadar dalaletleri ve pek çirkin fena şeyleri yapan nev-i beşerin yaratılışında ne hikmet vardır?

Cevap: Kâinatta maksud-u bizzat ve külli ve şümullü olarak yaratılan ancak kemaller, hayırlar, hüsünlerdir. Şerler, kubuhlar, noksanlar ise hüsünlerin, hayırların, kemallerin arasında görülmeyecek kadar dağınık ve cüz’iyet kabilinden tebeî olarak yaratılmışlardır ki hayırların, hüsünlerin, kemallerin mertebelerini, nevlerini, kısımlarını göstermeye vesile olsunlar ve hakaik-i nisbiyenin vücuduna veya zuhuruna bir mukaddime ve bir vâhid-i kıyasi olsunlar. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin