Zahir ve Batın isimlerinin manası nedir?

Bu dersimizde, Mesnevi-i Nuriye’den şu bölümün izahını yapacağız:

“İnsanı dalâletlere sürükleyen cihetlerden biri de şudur ki: İsm-i Zahir ile ism-i Batın’ın hükümleri ayrı ayrı oluyor. Bunları birbirine karıştırıp mercilerini kaybetmek mahzurludur.” (Mesnevi-i Nuriye)

Allah-u Teala varlığı cihetiyle Zahir’dir. Her şey O’nun varlığına bir şahittir. Allah varlığı cihetiyle Zahir iken; varlığının mahiyeti, ilim ve sıfatlarının keyfiyeti cihetiyle Batın’dır. Bunların künhüne ve hakikatine ulaşılamaz.

ولله مثل الاعلى “En güzel misaller Allah’a aittir.” Biz nakıs bir misalle meseleyi anlamaya çalışalım:

Kapının zili çalındığında kapının önünde birisinin olduğunu anlarsınız. Zira zil kendi kendine çalmaz. Birisi olmalı ki, zile bassın ve zil çalsın. Kapının önünde birisinin olduğunu bilirsiniz; ancak bu kişinin kim olduğunu bilmezsiniz. Kadın mıdır, erkek midir? Uzun mudur, kısa mıdır? Zayıf mıdır, şişman mıdır? Genç midir, ihtiyar mıdır?

Bunlar gibi bütün keyfiyetler sizce meçhuldür. Sizin için malum olan tek bir şey vardır; o da kapının önünde birisinin olduğudur. Kapının önündeki kişi, sizin onun orada olduğunu bilmeniz cihetiyle zahirdir. Onun kim olduğunu bilmemeniz cihetiyle de batındır. Bakın aynı kişi hem zahir hem de batın oldu. Varlığının bilinmesi cihetiyle zahir, varlığının mahiyetinin bilinmemesi cihetiyle batındır.

Aynen bunun gibi, Allah-u Teala da şu alemi yaratmış; varlığını bildirmek için mahlukatı icat etmiştir. Her mahlukun üzerine de varlığının ve birliğinin hadsiz mühürlerini vurmuştur. Konumuz bu mühürler olmadığı için,bu bahse girmiyoruz.

İşte Allah-u Teala, varlığı cihetiyle Zahir’dir. Her şey O’nu gösterdiği gibi, her mahluk onun varlığına şahitlik eder. Bir harfin katipsiz, bir iğnenin ustasız ve bir köyün muhtarsız olamaması gibi; bu kainat da sahipsiz ve maliksiz olamaz. İşte Allah-u Teala, varlığının apaçık olması cihetiyle Zahir’dir. Ancak varlığının mahiyeti, isim ve sıfatlarının keyfiyeti cihetiyle Batın’dır. Bizler değil Allah’ın zatının keyfiyetini bilmek; bildiğimizi zannettiğimiz isim ve sıfatlarının mahiyetini bile hakkıyla bilemeyiz.

Evvela zatını bilemeyiz; çünkü akıl mahluktur yani yaratılmıştır. Akla gelen mana da mahluktur. Yaratıcı, yarattığına benzemez; ve mahluk olan, Halik olanı ihata edemez. Dolayısıyla, Allah’ın zatı hakkında aklımıza ne gelse, Allah ondan başkadır. O’nun ne misli, ne misali, ne naziri, ne de benzeri vardır. Bu cihetle Allah’ın zatı Batın’dır.

Zatı Batın olduğu gibi, isim ve sıfatlarının keyfiyeti de Batın’dır. Evet, isim ve sıfatlarının bir kısmını biliriz. Ancak asla o isim ve sıfatların künhünü idrak edemeyiz.

Mesela deriz ki: “Allah Semi’dir. Her sesi işitir.” Allah’ın Semi olduğunu biliriz; ancak nasıl işittiğini bilmeyiz. Akıl bunu kavrayamaz. Bütün mahlukların sesini aynı anda işitmesini; hatta kalplerden geçenleri dahi o anda işitip, bir sesin diğer sese mani olmamasını kavrayamayız.  Bakın, Allah Semi olmakla Zahir iken, bu sıfatın keyfiyetini bilmememiz cihetiyle Batın olmuştur.

Yine “Allah Basir’dir. Her şeyi görür.” deriz. Ama Allah’ın nasıl gördüğünü bilmeyiz. Bütün eşyayı aynı anda temaşa edişini kavrayamayız. Bu durumda, Allah Basir olmakla Zahir iken, bu sıfatın mahiyetini bilmememiz cihetiyle Batın olmuştur.

Yine “Allah Kadir’dir. Sonsuz kudreti vardır.” deriz. Ama Allah’ın bu kudretinin keyfiyetini idrak edemeyiz. Koca kainatı bir sineği yaratma kolaylığında yarattığını; cenneti bir çiçek kadar kolay icat ettiğini kavrayamayız. Bu kudrete iman ederiz; ama künhüne ulaşamayız. İşte Allah Kadir olmakla Zahir iken, bu sıfatının mahiyetinin bilinmemesi cihetiyle Batın’dır.

Bu üç misal gibi, bütün isim ve sıfatlar için bu geçerlidir. Çünkü Allah’ın isim ve sıfatları sonsuzdur. Sonlu olan insan sonsuzluğu kavrayamaz. Ancak iman eder, tasdik eder.

Sözün özü: Allah-u Teala; varlığıyla, isim ve sıfatlarının bulunmasıyla Zahir’dir. Zatının, isim ve sıfatlarının mahiyetinin ve keyfiyetinin bilinmemesi cihetiyle de Batın’dır.

Şimdi Üstad hazretleri diyor ki: “İsm-i Zahir ile ism-i Batın’ın hükümleri ayrı ayrı oluyor. Bunları birbirine karıştırıp mercilerini kaybetmek mahzurludur. (Mesnevi-i Nuriye)

Peki, ismi Zahir ile ismi Batın’ın hükümlerini karıştırmakta nasıl bir mahzur var? Bu isimlerin hükümlerini karıştıranlar olmuş mu?

Evet olmuş. Mücessime ve Müşebbihe gibi batıl fırkalar, Allah’ı mahlukatına benzetmişler. Allah’a göz, el, kulak gibi azalar atfetmişler. Halbuki Allah’ın zatı Batın’dır. Onlar ise Allah’ın zatına Zahir muamelesi yapmışlar. Allah’ın cisim ve maddi bir varlık olduğunu; varlıklar gibi azaları olduğunu; sıfatlarının, varlıkların sıfatlarıyla aynı olduğunu söyleyip haddi aşmışlar ve küfre düşmüşler.

Halbuki Allah’ın zatı, isim ve sıfatlarının mahiyeti Batın’dır. Bunlar hakkında konuşulamaz. Tek söyleyebileceğimiz şudur:

سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ  Ya Rab! Seni tenzih ve tesbih ederiz. Ey Maruf olan Rabbimiz! Biz seni marifetinin hakkıyla bilemedik.

Şimdi izahını yapmaya çalıştığımız bölümü bir daha okuyalım. Yaptığımız izahla metne bakmaya çalışın:

“İnsanı dalâletlere sürükleyen cihetlerden biri de şudur ki: İsm-i Zahir ile ism-i Batın’ın hükümleri ayrı ayrı oluyor. Bunları birbirine karıştırıp mercilerini kaybetmek mahzurludur. (Mesnevi-i Nuriye)

Allah’a emanet olun.

(94 kez ziyaret edildi, Bugün 1 ziyaret)

İlgili Videolar

Playlists Have This Video

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir